13 Ocak 2012

The Other Side of Immigration * Müzik



The Other Side of Immigration belgeselinden. Çok başarılı bir çalışma olmasının yanında şahane müzikleri ile de akılda kalan bir film.

9 Ocak 2012

Midnight in Paris: Geçmiş "Şimdi"de Güzel


Neredeyse herkesin izlediği ve ezbere bildiği filmin hikayesinden kısaca bahsedip pek kıymetli yorumlarıma geçeyim zira bininci baskı olacak olur da bu yazıyı okuyan olursa onlara. Bir Amerikalı çiftimiz var. Gil, yıllardır Hollywood'da işler yapmış, şimdi de ilk romanı üzerinde çalışan bir senarist. Nişanlısı Inez ise açıkçası ne üdüğü belirsiz bir hatun. Bir yerde mesleğine filan değiniyorlarsa ben kaçırmışım. Ana babası karun kadar zengin. Materyalist, Malibu'daki havuzlu evini bırakıp Paris'e taşınmayı hayal bile edemeyen, sanatla sırf laf olsun torba dolsun diye ilgilenen, entelektüel birikimden fersah fersah uzak, en son ne zaman kitap okumuştur Allah bilir-vari bir kadın. Gil'in kitap yazma çabasını da pek ciddiye aldığı söylenemez. Gil ise romantik, sanat ve edebiyata düşkün, entelektüel birikimini Inez'in eski sevgilisi Paul gibi gösteriş için kullanmayan, Hollywood'un yapaylığını bırakıp Paris'te yaşamaya dünden razı bir adam. Tabi bu iki karakter akla şu soruyu getiriyor: Bunların birbiriyle işi ne? Neyse, üstümüze vazife değil bu iki ayrık otunun neden bir arada olduğunu sorgulamak, aşkın gözü kördür deyip geçiverelim bu kısmı.

6 Ocak 2012

50/50: Ne Komedi Ne Drama


İşlediği konuyu bir güzel harcadığını düşündüğüm 50/50 genç yaşta kansere yakalanan Adam'ın hikayesini anlatıyor. Sağlığına dikkat eden, düzenli olarak spor yapan, sokak boşken bile kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmeyen, yeşili bekleyen, kısacası hayatını riske atmadan yaşayan biri Adam. Sırt ağrısı şikayetiyle gittiği doktoru ender görülen bir kanser türüne yakalandığını söylüyor. Evde internet üzerinden hastalığını araştırırken bu türe yakalanan hastaların hayatta kalma ihtimalinin yüzde elli olduğunu öğreniyor. Filmin kalanı Adam'ın hastalığını öğrendikten sonra değişen hayatı,  bu hayata alışma süreci, çevresindekiler -yani- en yakın arkadaşı Kyle, sevgilisi Rachel, anne-babası ve psikiyatrı Katherine ile ilişkileri üzerine kurulu. Bir de tabi film iki ihtimalden hangisi ile sonlanacak sorusu var.

4 Ocak 2012

Kütüphane Turu


Sırayla,

The Tiger's Wife - Tea Obreht (önceki kütüphane ziyaretinden gerçi bu)
Fame - Daniel Kehlmann
Girls of Riyadh - Rajaa Alsanea
Nocturnes - Kazuo Ishiguro

Aslında bir müddet sadece distopya okuyacaktım ama o sözümü bozalı epey oldu. 
Elbet geri dönülür, o kitaplar da okunur, nasip, kısmet.   

3 Ocak 2012

Bana Geleceğin Resmini Çizebilir Misin Katniss?

Herkesin okuduğu, hakkında konuştuğu, 2012’de ilk filmi gösterime girecek bu üçlemeyi okumasaydım herhalde gözlerim açık giderdim. Böyle bir şeyin olmasını tabi ki istemediğimden hemen kütüphaneden istettim üç kitabı. İlk kitabı yürek çarpıntısı ve binbir heyecan içinde okuduğumdan çok kısa sürede bitirdim. İkinci kitabın ilk yarısında fazla oyalandım; bir miktar sıkıcıydı. Son kitap elimde en çok sürünen kitap oldu zira kitabın sondaki ufak bir kısmı hariç geri kalanında sıkıntıdan buhran geçirmek üzereydim. En nihayetinde bitirdim, huzura erdim, ha şimdi ölsem gözlerim kapalı mı giderim, elbette hayır ama gözümü arkada bırakacak şeylerden biri eksilmiş oldu.

26 Aralık 2011

Gentlemen to bed!

The Trip filminde en sevdiğim sahnelerden.
"What time is the battle?"

22 Aralık 2011

The Weeping Meadow (2004)

Theodoros Angelopoulos’un senaryosunu yazıp yönettiği The Weeping Meadow yirminci yüzyıl Yunanistan’ını ele alan bir üçlemenin ilk filmi. DVD ekstralarında dinlediğim konuşmasında Angelopoulos, yola tek film yapma düşüncesiyle çıktığını ama beş buçuk saatlik bir film elde edeceğini anlayınca fikir değiştirip üçleme yapmaya karar verdiğini söylüyor. Serinin ikinci filmi, henüz izleme şansı yakalayamadığım 2008 yapımı The Dust of Time. Üçüncü ve son film Tomorrow hakkında ise pek dişe dokunur bir bilgiye rastlayamadım. 

26 Kasım 2011

Distopya 101: Fahrenheit 451


Distopyalarla aram olduğu pek söylenemez. Yıllar önce okuduğum ve yarım yamalak hatırladığım 1984'ü saymazsak elime distopik roman almışlığım yoktur. Birkaç hafta önce okuyacağım kitapları not ettiğim defteri karıştırırken gördüm ki listeme kaydettiğim epey bir distopik roman adı var. Hazır Queens Library elimin altındayken (malum kitap satın alma orucundayım) ben en iyisi bunca zamandır ihmal ettiğim distopyalara bir bulaşayım, seversem gerisi kendiliğinden gelir, dedim.

19 Kasım 2011

Cennet bir kütüphane değilse nedir?

"I have always imagined that Paradise will be a kind of library." Jorge Luis Borges

Mahallemizdeki halk kütüphanesini keşfettim. Hem de taşındıktan tam üç sene sonra! Bunca zamandır neredeymiş aklım diye sorup duruyorum şimdi. Queens'teki kütüphane ağında yaklaşık elli birim var(mış). Yani sadece Queens'te elli kütüphane var. Bunun Brooklyn'i, Manhattan'ı, Bronx'u, Staten Island'ı var. Varın bu şehirdeki kütüphane sayısını siz düşünün. İstediğiniz kitap mahallenizdeki kütüphanede yoksa internet üzerinden istiyorsunuz, diğer birimlerden geliyor. Bekleme süresi bir en fazla iki hafta. Bunun yanı sıra kütüphanelerin geniş de bir film koleksiyonu var. Burası benim gibi açgözlüler için tam bir mabed. İstediğiniz kadar açgözlü olabilirsiniz çünkü her şey bedava! Ne zaman gitsem elim kolum film dolu çıkıyorum içerden. Haftada en az iki gün ordayım. İçerisi her daim dolu. Yaşlısı, genci, öğrencisi, emeklisi her kesimden insan kütüphanenin üyesi.

1 Kasım 2011

Değişiklik

Geçen gün kapıldığım bir buhran sonucu blogun şablonunu değiştirdim. Atraksiyonlu bir şablon seçtim. Gerçi tek hadisesi tepede üç hareketli kare olması yoksa gayet basit bir görünümü var. (Hemşirem hemen "Aaa flash olayına girmişsin" dedi bu olaylardan anlayan biri edasıyla. Ben yaptığım şeye "flash" dendiğinden bile bihaberdim oysa.) Bu değişiklikten aldığım gazla blog ismi ve adresi arasındaki ikiliğe de son verdim. Kıymetlim, ilk gözağrım A Midsummer Night's Dream de ebediyete intikal etti. Benim eserek aklım yarın buraya başka bir isim de koyabilir, belli olmaz tabi. Ama yeni bir buhran dalgasına kadar vaziyet budur.

Edit: Atraksiyonlu şablon bana göre değilmiş. Denemiş ve yanılmış oldum. Sonuç: sadeliğe geri dönüş.