TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2023

Absürd bir Aşk Hikayesi: Crazy Love


Exhibit A

Crazy Love (2022) ile yolum ilk ne zaman nerede kesişti hatırlamıyorum. Aslında dizi, cazip posteriyle (Exhibit A) ilgimi epey önceden çekmişti ama Disney+ seçkisine dahil edildiğini öğrenince izlemeye karar verdim. «Bu herhangi bir diziyi izlemek için yeterli bir kriter mi?» diye sorabilirsin sevgili okur. Elbette değil lakin itiraf etmek gerekirse fena bir kriter de değil. Devasa zenginlikteki Kore külliyatına bir yerden başlamak lazım. Dizilerin Netflix, Prime ya da Disney+ gibi platformlarda olması hem erişimi hem seçim yapmayı kolaylaştırıyor. Tabii bu kenarda köşede kalmış dizileri merak etmediğim ya da izlemeyeceğim anlamına gelmez. Zira tozlu köşeleri, gölgede kalmış yerleri ve kimselerin gitmeye tenezzül etmediği yolları müessesemiz sever.   

Evet, bu şahane lüzumsuz girişe rağmen sayfadan ayrılmayanlarla (o gerçek sadık okurla!) yola devam ediyorum. Are We ReadyCrazy Love isminden de anlaşılacağı üzere bir aşk hikayesi anlatıyor. Üstelik klişelerden komalık edecek kadar bilindik «haters-to-lovers» metnine sahip. Dizinin senaristleri de bu gerçeğin farkında olsa gerek ki bu klasik hikayeyi gizem ve komedi dolu bir senaryonun içinde eritmeye karar vermişler. 


Noh Go-Jin & Le Shin-Ah

Hikaye, online derslerle öğrencileri sınava hazırlayan bir dershane (GOTOP) arka planında geçiyor. Asıl erkeğimiz Noh Go-Jin (Kim Jae-Wook), hem matematik öğretmeni hem de dershanenin sahibi. Tabii ki kendisi herhangi bir matematik öğretmeni değil. Bir dahi. Başka bir dershanede yerleri silen hademeyken, kimselerin çözemediği bir matematik sorusunu çözünce ne kadar zeki olduğunu keşfediyor. Kendi dershanesini kuruyor. Ülkenin en popüler matematik öğretmenliğine giden kariyeri böyle başlıyor. Asıl kadınımız Lee Shin-Ah (Krystal) ise Go-Jin'in «acıların kadını» sekreteri. Günün birinde GOTOP'ta online dersler veren bir öğretmen olmayı hayal ediyor. Go-Jin nemrut, nalet, insanlardan selamı bile esirgeyen, çalışanlarına acımasız davranan evlerden ırak bir karakter (son zamanlarda yayınlanan birçok dizi erkeği gibi çocukluk ve gençlik travmaları var). Shin-Ah ise onun kaprislerine boyun eğen, her isteğini yerine getiren, hayaline bir adım daha yaklaşmak için dişini sıkan, kendinden önceki sekreterlerin aksine bulunduğu pozisyonda bir sene kalmayı başaran bir kadın. Shin-Ah halsizlik ve saç dökülmesi şikayetiyle gittiği hastanede ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve fazla ömrü kalmadığını öğreniyor. Bunun üzerine onu hasta ettiğine inandığı patronu Go-Jin'den intikam almaya karar veriyor. İntikam için patronunun evine gittiği akşam kimliği belirsiz biri Go-Jin'in canına kastediyor. O geceden sonra bu ikilinin kaderi birbirine bağlanıyor. 


Yastık savaşına koreografi yazılır mı demeyin yazanlar var.

İlk birkaç bölüm fazla sarmamış olsa da Go-Jin'e suikast girişiminin ardından dizinin müptelası oldum. Komedi kısmı eğlendirici, gizem kısmı sürükleyiciydi. Üstelik sır perdesini son bölüme kadar açmadılar. Fakat komedi kısmı, gizem kadar uzun ömürlü olmadı. İkili arasında nefret rüzgarları eserken ve intikam savaşları sürüp giderken espri üretmek sanırım daha kolaydı. Ne zamanki kalpler eridi, ortalığı Eros-vari duygular sardı, komedinin dozu azaldı. Dolayısıyla dizi son kısımlara doğru biraz momentum kaybetti. Dizinin gizemden (absürd) komediye, oradan drama sonra tekrar gizeme yaptığı sıçrayışlar önceleri baş döndürücü geldi ama zaman içinde iyi bir dengeye oturdu. Sonlara doğru hikaye bir günah çıkartma, araları düzeltme, kırık kalpleri tamir etme işine girişti. O kısımlarda dizi, gerçekçilikten kopup ana fikri iyilik olan masal anlatısına büründü. 

Dizideki birçok karakter abartılı tiplerdi fakat bu durum cringe olmanın aksine diziyi eğlenceli kılıyordu. Kötü karakterler daha çok karikatür gibilerdi ama absürtlüğün sınırında dolaşan kötüler oldukları için onlara kızmak pek mümkün değildi. Dizideki tüm oyuncular -başrol, yan rol, istisnasız herkes- çok iyiydi. Daha önce Her Private Life'da izlediğim Kim Jae-Wook'u bu rolde de çok beğendim. Gerek mimikleriyle gerek beden diliyle abartılı sahnelerde harikalar yaratıyordu. Krystal'ı ilk kez seyrettim ve kendisine ba-yıl-dım. Crazy Love'ı dizilerde gizem çözmek isteyen, absürd komedi türünü seven, romantik komediyi komedisi için izlerken romansa da hayır demeyen herkese tavsiye ederim.

10 Nisan 2013

A Young Doctor's Notebook (2012)


Yirmişer dakikalık dört bölümden oluşan bu mini televizyon dizisi şu sıralar pek çok insanın dilinde. Ben eksik kalır mıyım, tabi ki kalamam dedim ve bir gecede dört bölümü afiyetle izledim. Rus edebiyatçı Mikhail Bulgakov'un A Country Doctor's Notebook isimli, çeşitli öykülerden oluşan kitabından uyarlanan dizinin başrollerini emektar Harry Potter'ımız, Daniel Radcliffe ile Mad Men severlerin pek muhterem Don Draper'ı, Jon Hamm paylaşıyor. (Aslında paylaşmak denebilir mi bilemiyorum zira Radcliffe almış, götürmüş, uçmuş, koparmış, hem rolü daha fazla, hem de akılda en çok onun oyunculuğu kalıyor).

18 Haziran 2010

Dünyayı Kurtaran Adam

Cnbc-e'de ilk sezonu yayınlandığında bir 24 tutkusu sarmıştı ben dahil çevremdeki herkesi. Bir kere fikir gayet yaratıcıydı. Bir dizi çekeceksiniz, 24 bölümden oluşacak ve her bir bölüm tek bir günün bir saatine denk gelecekti. İlk sezonu büyük bir heyecanla izlemiştik cümbür cemaat. Bizim peder ve valide alt yazılı bir şey izlemeye pek yanaşmadıkları için sanırım hemşiremin odasındaki küçük ekran televizyonda izledik bütün sezonu. En son hangi sezonda bıraktığımı hatırlamıyorum. Karizmatik başkan David Palmer sezonun başında suikaste uğramıştı. Bir tek onu hatırlıyorum. Sonrasını izlemedim.

24 ile yollarımız geçen yaz tekrar kesişti. Türkiye'de E2 kanalının yayınladığı 7. sezonun birkaç bölümünü izleyip New York'a dönmüştük ki, 24 fanatiği bir arkadaşımız "ben de bütün sezon var, size vereyim" dedi. 7. sezonu bir haftada bitirdik. Sonra Amerika'da 8. ve son sezon yayınlanmaya başladı ama 24 için ölüp ölüp dirilmediğimizden midir nedir, hiç oralı olmadık. İzlersek bütün sezon yayınlanıp bittikten sonra izleriz dedik. Nitekim öyle de oldu. Yine aynı arkadaşımız bize son sezonun bütün bölümlerini tedarik edince geçen hafta başladık izlemeye.

Hay başlamaz olaydık! Bütün gecelerimiz 24 ile doldu, kitlendik kaldık. Hele hele sezonun ortalarına gelip de olayların iyice kilitlendiğini gördüğümüzde, bir sonraki bölümü sabırla beklemek iyice zor bir hal aldı. Gözlerimden uyku akarken "Bi bölüm daha izleyelim" ısrarları etmeye başladım. Nihayetinde geçtiğimiz Cuma akşamı son sezonun son bölümünü izleyip, bu işe bir son verdik. (Gerçi şu aralar Dexter'a sarmanın eşiğindeyiz. Daha tam geçmedik o eşikten ama her an geçebiliriz.)

Çok mu güzel bir sezondu peki? Aslında yanıt ne evet, ne hayır. Yani heyecanlı, sürükleyici bir sezondu. İnsanı baymıyordu. Belki de uzun bir aradan sonra izlediğimiz için bizi baymadı. O kısım belirsiz. Yine de hemen hemen herşeyin aydınlığa kavuştuğu son birkaç bölüme kadar merakla izledik diziyi. Bir nevi "katil kim çıkacak" merakı. Daha sonra da "bu manyak Jack neler yapacak?" merakı başladı, orda da dizi bitti zaten.

Son sezonun konusuna gelince: Efendim Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve dizide adına Islamic Republic of Kamistan dedikleri (İran'ı temsil eden) bir ülke ile bir barış anlaşması imzalamak üzeredir. Kamistan devlet başkanı, hepimizin Slumdog Millionaire filminden tanıdığı, filmde yarışma sunucusunu canlandıran Anil Kapoor, nam-ı diğer President Omar Hassan, Birleşmiş Milletler binasında ABD heyetiyle anlaşmanın şartlarını görüşmektedir. Yaşlı kurdumuz Jack Bauer ise artık emekliliğe ayrılmak üzeredir. Kızıyla birlikte Los Angeles'a gidecek, bahçesinde domates salatalık yetiştirecek, ara sıra eski günleri yadedecektir. Bir gün kapısını bir adam çalar ve onu hikayenin tam ortasına çeker.

Dizi boyunca peace agreement aşağı, peace agreement yukarı gelip gitse de içeriğini bir türlü tam olarak öğrenemeyiz. Karakterlerarası konuşmalardan Kamistan'a bir takım yaptırımlar getireceğini anladığımız bu anlaşma, her sahnede ağlamaklı gözlerle bakan Başkan Allison Taylor'ın zırt pırt dediğine göre bölgeye huzur, barış, istikrar getirecektir. Şimdi bölge hangi bölge bilmiyoruz. Neden Rusya ve Kamistan imzalıyor, bu iki ülke savaşta mı (dizide böyle birşeyden bahsedilmiyor), bu ikisinin imzaladığı bir anlaşma neden "bölgeye" barışı getiriyor? Böyle mantıklı soruları bir kenara bırakın çünkü 24 hiç birini yanıtlamıyor. Seyirciden istediği şu: Kamistan diye nükleer silah yapma kapasitesi olan bir ülke var. Üstelik Müslümanlar. Biz Amerika ve Rusya ile bir anlaşma imzalatmak istiyoruz bu ülkeye. Yaptırımlarından biri şu: ABD nükleer silah var mı yok mu diye kontrol edecek. Ama Rusya ne halt etmeye imzalıyor biz de bilmiyoruz. Bare with us!

Eeee senaryoda mantıklı bir tutarlılık aramaktan vazgeçtiyseniz 24'ü izlemeye hazır kıvama geldiniz demektir. Jack Bauer 8 sezonun sonunda epey yaşlanmış ama hala Cüneyt abimizin Amerika'daki mümessili. Atlıyor, zıplıyor, dayak yiyor, işkence görüyor, bıçaklanıyor, vuruluyor, yani pişmiş tavuğun başına gelmeyecek şeyler onun başına geliyor ama o dimdik ayakta durmayı başarıyor. Zaten Jack'in çatışmaya girdiği hiçbir sahnede "acaba birşey olacak mı" diye heyecanlanmadığım için rahat rahat seyrettim diziyi. "Bu halde şunu da mı yapabiliyor" diye sadece 24 çömezleri şaşırıyor herhalde artık. Bizim gibi kaşarlanmış, hele de Cüneyt abimizin ekolünden gelen bir gençliği ne mümkün şaşırtmak!

Kamistan tabi ki tipik bir Orta Doğu ülkesi. Amerika'nın antitezi. Başkanları ABD ile didişmek yerine barışmayı seçtiği için kurtarılabilir bölge oluyor. Dizide olan biteni çok ortalığa dökmek istemiyorum ama şu kadarını söyliyeyim. Amerika özgürlükler ülkesi, her fırsatta altı çiziliyor bu deyişin. Bir yandan ABD de demokrasi, hak ve özgürlükleri alaşağı edebilir denirken hemen ardından bu tür bir durumun aslında anormal olan durum olduğu mesajı veriliyor ve bu "kötülük" karakterlerin kişilikleri ile ilişkilendiriliyor. Hatayı ya da yanlışı o insan yapıyor. Amerika ise özünde her türlü özgürlüğe saygılı bir ülke.

"Eee bu olay çözüldü şimdi ne olacak? Geri kalan bölümlerde ne gösterecekler" diye sorular sorduğum kısımlarda senaristler maşallah senaryoyu yürütmeyi becerdiler. Hikayeyi sürükleyici kıldılar. Sürprizler yaptılar. Şaşırtmayı bazen başardılar, bazen başaramadılar. Sezon boyunca dikkatimi çeken bir şey "I give you my word" lafı oldu. Jack'in bu cümleyi kurmadığı iyi kalpli karakter kaldı mı bilmiyorum. Bir ara sayıyordum "ona da dedi, şuna da dedi, buna da dedi" diye. Bizim çocuk da "I don't understand" cümlesine takıldı. Onu da epey fazla kullanıyorlar.

24'ün son sezonunu ne tür mesajlara maruz kalacağınızı tahmin ederek, beklentilerinizi çok yükseltmeyerek izlerseniz zevk alabilirsiniz. Yani klasik bir polisiye dizisi izlermiş gibi davranıp "katil kim çıkacak" sorusunun yanıtını beklerken, bir bakmışsınız saatler saatleri, bölümler bölümleri kovalamış. Bu arada Jack ortalığı kasıp kavurmaya, Amerika da demokrasi ve insan haklarının beşiği olmaya devam edecek. Haberiniz olsun.

28 Mayıs 2009

Kafamdaki Makina

Asi ve Demir ciftini ekranlarin en kotu opusen cifti seciyorum, sevgili okur. Buradan senaristlere sesleniyorum, bu ikisine ne opusme ne de ask sahnesi yazin. Yani opusme sahnesi olmamasi konusunda kesin kararliyim ama illa biz birbirimizi sevmek istiyoruz diyorlarsa o zaman da birazcik rol yapmasini ogrensinler. Cok uzaklara da bakmalarina gerek yok hani , yani baslarinda Cetin Tekindor ve Nur Surer duruyor. Demir'in o kollarini vucuduna yapistirip rap rap yurumesi yok mu, 'kucuk asker, kucuk asker" sarkisini getiriyor aklima. (Aslinda o dizide kollarini vucuduna yapistirmadan yuruyen erkek yok gibi. Cetin Tekindor haric tabi) Mimik bile yapamayan oyuncular ask sahnesi cevirmesin canim!

Son birkac aydir izlemeye basladigim Yaprak Dokumu'nde Ali Riza Bey 2 sezonu da o catik kaslarla mi oynadi merak icerisindeyim. Uzulunce catik kas, sevinince catik kas, kizinca catik kas (o tamam) Ali Riza Bey'cigim arada bir tebessum etsen mesela? Her duyguda farkli yuz kaslarini calistiran Guven Hokka'da mi ozendiremiyor anlamiyorum ki. Bir de Necla'nin ses tonu bir tek beni mi irrite ediyor? Hikayenin absurdlukte ulastigi noktayi tartismaya acmiyorum bile. Gereksiz. Ama Ali Riza Bey'den ricam bari son bolumde benim icin bir gulsun, olma mi?

Dizilerin en ruh hastasi karakteri tartismasiz Bir Bulut Olsam'daki Mustafa Bulut. (Aslinda tam gazetelerin sevecegi turden bir insan kendisi - "cilgin asik" diye baslik atmaya bayildiklari memleket psikolarinin ekrandaki mumessili) Melisa Sozen ve Engin Altan Duzyatan'da goze batmadan oynayip yuvarlanip gidiyorlar ailecek. Yalniz Narin'in 17'lik goruntusu kahkullerle filan biraz biraz idare ediyordu ama kahkuller kalkip bir de makyaj yapilinca bizim kiz da bir buyudu pir buyudu. Son bolumde Mustafa'nin annesi Narin'in annesine "Senin kizin benim oglumu bastan cikardi" deyip basti gitti, hic yakistiramadim. Zaten bu "bastan cikaran seytan kadinlar" soylemine ezelden beri sinir olurum. Kocasi aldatan da buna siginir, oglu karisini aldatan da. Kadin seytandir, bastan cikarir. Oh valla, yillardir duzen ne guzel kurulmus tikir tikir isliyor erkekler lehine. Bir de kadinlar da bunun parcasi olmuyorlar mi tirnaklarimi yemek istiyorum. Butun bolum boyunca bekledim, bir allahin kulu da cikip kadina agzinin payini vermedi. Meral Okay dizide iyi hos okuyamayan kiz cocuklarini okutuyor ama olay okutmakla bitmiyor iste. O kizlardan biri de yarin obur gun "seytan, bastan cikaran kadin" cumlesini kurdu mu neye yaradi onca emek?

Her ne kadar Bir Bulut Olsam'i duzenli izlemeye calissam da soyle bir gercek var ki Turkiye yapimi dizileri izlerken cok ama cok sıkılıyorum. Iyi ki internet uzerinden izlemenin hizli hizli sahneleri gecme kolayligi var. Bir diziyi izlemem en fazla 20 dakikami aliyor boylece. Televizyonun basinda mumkunati yok bu dizileri izleyemem.