26 Kasım 2011

Distopya 101: Fahrenheit 451


Distopyalarla aram olduğu pek söylenemez. Yıllar önce okuduğum ve yarım yamalak hatırladığım 1984'ü saymazsak elime distopik roman almışlığım yoktur. Birkaç hafta önce okuyacağım kitapları not ettiğim defteri karıştırırken gördüm ki listeme kaydettiğim epey bir distopik roman adı var. Hazır Queens Library elimin altındayken (malum kitap satın alma orucundayım) ben en iyisi bunca zamandır ihmal ettiğim distopyalara bir bulaşayım, seversem gerisi kendiliğinden gelir, dedim.

19 Kasım 2011

Cennet bir kütüphane değilse nedir?

"I have always imagined that Paradise will be a kind of library." Jorge Luis Borges

Mahallemizdeki halk kütüphanesini keşfettim. Hem de taşındıktan tam üç sene sonra! Bunca zamandır neredeymiş aklım diye sorup duruyorum şimdi. Queens'teki kütüphane ağında yaklaşık elli birim var(mış). Yani sadece Queens'te elli kütüphane var. Bunun Brooklyn'i, Manhattan'ı, Bronx'u, Staten Island'ı var. Varın bu şehirdeki kütüphane sayısını siz düşünün. İstediğiniz kitap mahallenizdeki kütüphanede yoksa internet üzerinden istiyorsunuz, diğer birimlerden geliyor. Bekleme süresi bir en fazla iki hafta. Bunun yanı sıra kütüphanelerin geniş de bir film koleksiyonu var. Burası benim gibi açgözlüler için tam bir mabed. İstediğiniz kadar açgözlü olabilirsiniz çünkü her şey bedava! Ne zaman gitsem elim kolum film dolu çıkıyorum içerden. Haftada en az iki gün ordayım. İçerisi her daim dolu. Yaşlısı, genci, öğrencisi, emeklisi her kesimden insan kütüphanenin üyesi.

1 Kasım 2011

Değişiklik

Geçen gün kapıldığım bir buhran sonucu blogun şablonunu değiştirdim. Atraksiyonlu bir şablon seçtim. Gerçi tek hadisesi tepede üç hareketli kare olması yoksa gayet basit bir görünümü var. (Hemşirem hemen "Aaa flash olayına girmişsin" dedi bu olaylardan anlayan biri edasıyla. Ben yaptığım şeye "flash" dendiğinden bile bihaberdim oysa.) Bu değişiklikten aldığım gazla blog ismi ve adresi arasındaki ikiliğe de son verdim. Kıymetlim, ilk gözağrım A Midsummer Night's Dream de ebediyete intikal etti. Benim eserek aklım yarın buraya başka bir isim de koyabilir, belli olmaz tabi. Ama yeni bir buhran dalgasına kadar vaziyet budur.

Edit: Atraksiyonlu şablon bana göre değilmiş. Denemiş ve yanılmış oldum. Sonuç: sadeliğe geri dönüş.

16 Ekim 2011

Weekend Update

Ekim ayı hızlı başladı. Önce Zadie Smith'in Hunter College'daki söyleşisine gittik Ece'yle. Zadie Smith New York Üniversitesi Yaratıcı Yazarlık (Creative Writing) programına 2010 yılında dahil olmuş ve o günden beri burada ders veriyormuş. Nasıl zarif, ses tonu nasıl güzel bir hatunmuş kendisi! Bendeki On Beauty'nin arka kapağındaki resmi resmen kadına haksızlık ediyormuş. Hunter'daki söyleşisine henüz yazmakta olduğu NW isimli son romanının ilk bölümünü okuyarak başladı. İki kadın karakterin diyaloglarının epey yer tuttuğu bu bölümde kadınları farklı tonlamalarla okudu. Dümdüz bir okuma yapmadı. Resmen gözümüzün önünde canlandırdı iki karekteri de. Okumanın ardından dinleyecilerin sorularını yanıtladı. Kitabı için "200 sayfalık çok kısa bir şey" dedi sürekli. Bir dinleyicinin "Kitaplarınızı yazarken sonunun nasıl olacağını önceden kurgulayıp mı yazıyorsunuz?" sorusuna "Hiç kitaplarımdan birini okudunuz mu? Sonunu biliyormuş gibi mi görünüyorum sizce?" diye yanıt verdi. Eskiden daha kolay yazdığını, belki de bu işin gençken daha kolay yapıldığını, eskiden kitaplarına daha çok vakit ayırabildiğini, artık öyle olmadığını, ama yine de her gün kütüphaneye gidip 3-4 saat çalıştığını anlattı. Söyleşinin ardından da biz fanilerin kitaplarını imzaladı.



4 Haziran 2011

Bir Anti-Başkahraman: Nicholai Hel



Shibumi’nin adını ilk duyduğumda sanırım liseye yeni başlamıştım. Çok yakın bir arkadaşımla beraber Bakırköy’deki Martı kitabevine gider, saatler geçirirdik. O günlerden birinde raflardan çekip çıkarmıştı; “bunu oku çok seveceksin” diyerek. Nedendir bilinmez kitabı satın almadım o gün. Sonra da unuttum gitti. Yıllar sonra tekrar karşıma çıktığında büyük bir hevesle alıp okumaya başladım Shibumi’yi. Okur yorumları çok iyiydi. Üstelik kitabı birlikte okuduğum kitap kulübünün üyelerinden de beğenildiğine dair notlar geliyordu. Thriller tarzı kitapların ezelden beri hayranıydım. Güzel bir okuma seyri olacaktı... diye düşünürken bir baktım işler hiç de hayal ettiğim gibi gitmiyor. Kitabı bir türlü sevemiyorum. Ama inadım inat kel murat, “Biraz daha okuyayım belki severim” diyerek ilk yüz sayfayı devirdim. Orada biraz hareketlenmeye, benim de keyfim yerine gelmeye başladı. Lakin bir müddet sonra kabus geri döndü ve sıkıntıdan çatlaya patlaya, sırf yarım bırakmış olmamak adına bitirdim Shibumi’yi.

23 Mayıs 2011

Kırmızı Pelerinli Kent


Hevesle başladığım Trevanian’la bir güzel papaz olduktan sonra “Türkçe bir şeyler okuyayım da şu nalet havam dağılsın” diyerek başladım Aslı Erdoğan’ın Kırmızı Pelerinli Kent’ine.  “Rio’da geçen harika bir kitap” demişti seneler önce birisi. Kitaba başlamadan önce huyumdur, yazarla ilgili ne tür bilgi varsa ilk onu okurum. Kimdir, nedir, kaç yaşındadır, başka neler yazmıştır? Aslı Erdoğan’ın Rio’ya doktora yapmaya gittiğini, 2 sene sonra doktorayı bırakıp yazarlığı seçtiğini okudum. “Sayın Erdoğan, neden Rio?” diye soracak olsam yanıtı oradaydı. 2 sene yaşamıştı, o yaşanmışlıktan geriye kalanlar yolunu bu kitapta bulmuş olmalıydı.

22 Nisan 2011

Les Petits Mouchoirs



Fransız sinemasını seviyorum. Başka bir ülke sineması için bunu söyleyebilir miyim emin değilim ama Fransız filmlerine karşı hep bir sempatim var. Dillerini öğrenmek için verdiğim onca emeğin bunda etkisi var mıdır bilinmez ama konusunu bilmeden, sırf Fransız filmi diye izlediğim filmler mevcut. Les Petits Mouchoirs (Little White Lies, mot-a-mot çeviriyle Little Hankerchiefs) da bunlardan biri. (Tamam itiraf ediyorum; kadroda Marion Cotillard ve François Cluzet’nin olduğunu biliyordum; yani o kadar da rastgele izlemedim.) İnsan ilişkilerine odaklanan, izleyeni sıcacık saran ve son bölümü hariç samimiyetinden hiçbir şey kaybetmeyen bir film Les Petits Mouchoirs.  

18 Nisan 2011

In A Better World (Haevnen)


Danimarkalı yönetmen Susanne Bier imzalı In A Better World (Haevnen) Danimarka-İsveç ortak yapımı. Filmin orijinal adı Haevnen aslında intikam (Revenge) anlamına geliyor. Buradan filmin bir intikam hikayesini anlattığı düşüncesi çıkabilir. Oysa film pek çok bakımdan birbirinden farklı iki coğrafyada yaşanan şiddeti, onu uygulayanları, ona maruz kalanları ve bu şiddete verilen tepkiyi geniş ilmeklerle birbirine ören bir hikayeyi ele alıyor. 

4 Nisan 2011

Last Train Home


Göç etmek denince akla genellikle uluslararası göç gelir. Oysa Türkiye dahil pek çok ülke yakın geçmişte kırsal alandan kentlere iç göç yaşadı. Bir çoğu hala yaşamaya devam ediyor. Çin, 130 milyonluk iç göçmen nüfusuyla kırsaldan kente yönelen bu hareketi en yoğun yaşayan ülkelerin başında geliyor. Last Train Home yılda sadece bir kere, o da yeni yılda uzun ve yorucu bir yolculuk yaparak evlerine gidebilen bu fakir insanların yaşadığı trajedileri göçmen Zhang ailesinin hayatı üzerinden seyirciye aktarıyor. 

25 Mart 2011

Kaç Zil Kaldı Örtmenim?


Kaç Zil Kaldı Örtmenim, 1995 senesinde, Diyarbakır'ın Silvan isimli küçük kasabasına tayini çıkan 23 yaşında genç bir öğretmenin hikayesi. Konusu İki Dil Bir Bavul filmini izleyenler için epey tanıdık. Fizik öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra MEB tarafında Diyarbakır'a atanmasıyla başlıyor Hoca'nımın öyküsü. Ailesi ve arkadaşlarının ikazlarına, telkinlerine rağmen içinden bir ses oraya gitmesi gerektiğini söylediği için düşüyor yollara.

Belki vaziyeti görürse İstanbul'a dönmeye ikna olur diye umutlanan anne babasıyla Diyarbakır'a varıyor. Ertesi gün yapılan kurada kimsenin gitmek istemediği, faili meçhul cinayetleriyle ünlü Silvan çıkıyor şansına. Aile iyice huzursuz. Silvan'daki okulun müdür yardımcısı Ali Bey kurada Silvan'ı çeken öğretmen adaylarını çevresine topluyor. Yaşadıkları tedirginliğin farkında olduğunu belirtip hep beraber Silvan'a kısa bir gezi yapmalarını öneriyor ve kararlarını bu geziden sonra vermelerini rica ediyor. Bu teklifi kabul edip günübirlik Silvan'a gidiyorlar. Günün sonunda kararını veriyor Hoca'nım. Kalıcam diyor. Bir yıl sürecek Silvan macerası da böylece başlamış oluyor.