2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2014

What If (2013)

Başrollerini Daniel Radcliffe ile Zoe Kazan'ın paylaştığı İrlanda-Kanada ortak yapımı What If (Türkiye'de vizyona giren ismiyle Ya Aşksa?) senenin kalburüstü romantik komedilerinden biri. Önceki ilişkisinden kalbi kırık ayrılan ve sosyal yaşama sırtını dönen Wallace (Radcliffe), en yakın arkadaşı Allan'ın (Adam Driver) verdiği parti nedeniyle insan içine karışmak zorunda kalır. Görev icabı geldiği evde buzdolabı magnetleriyle oynayıp patetik aşk mesajları yazarken Allan'ın kuzeni Chantry (Kazan) ile tanışır. Kendisi gibi partiden sıkılmış görünen Chantry ile karşılıklı esprilerle başladıkları sohbet, Wallace'ı saklandığı kabuğundan çıkarır. Partinin sonuna doğru Chantry'e iyice ısınmış olan Wallace tahmin etmediği bir engele takılır: Chantry'nin birlikte yaşadığı bir sevgilisi vardır. Birbirinden etkilenen bir kadın ve erkek işe aşkı karıştırmadan arkadaş olabilir mi? Oluruz dedikleri vakit en çok kimi kandırmış olurlar; birbirlerini mi, üçüncü kişileri mi, yoksa sadece kendilerini mi? Arkadaş mı sevgili mi ikileminin beyazperdede işlenmemiş yeni bir hikaye olduğunu söylemek zor. Yine de filmin aşk üçgeni klişesine girmeyen, iyi kötü karşıtlığı oluşturmadan ilerleyen bir hikayesi var. Aşk, insanın kendini hiç düşünmediği (selfless) bir duygu hali mi yoksa tam aksine bencilin (selfish) teki olduğu bir durum mu sorusuna belki de (kendi klasmanında) en dürüst yanıtı veriyor. Tabii bu sözümden filmin derin varoluşsal meselelere değindiği anlamı çıkmasın. Eleştirel bir bakış ya da durumun siyah-beyazdan ziyade komplike yapısına dair bir vurgu da mevcut değil. Chantry'nin yaşadığı gelgitlerin yeterince iyi aktarılmaması filmin temel sorunlarından biri. Wallace'ın her duygusundan haberdarken Chantry'nin neler hissettiğini anlamak için serpiştirilmiş bazı ipuçlarını takip etmek zorunda kalıyoruz. Bu eksiğe rağmen başrol oyuncularının uyumu ile güçlenen anlatım, izleyeni sıkmadan filmin sonuna kadar taşıyor. İkili hatrına filmin ''klişeler, ben geliyorum!'' havasındaki son kısmını da hoşgörü ile karşılıyorsunuz. Daniel Radcliffe'in Harry Potter'dan çok daha fazlası olduğuna A Young Doctor's Notebook'un ilk sezonundaki performansıyla ikna olmuştum. Filmde de Wallace'ın duygularını ve karamsarlığını izleyiciye aktarmada çok başarılıydı. Zoe Kazan ise Ruby Sparks'da olduğu gibi romantik komedilerin yeni Meg Ryan'ı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Adam Driver'a bir türlü ısınamamış olsam da Chantry'nin kızkardeşi Dalia rolündeki Megan Park ile Adam'ın sevgilisi Nicole rolündeki Mackenzie Davis'i çok beğendim. What If dört dörtlük bir romantik komedi olmasa da hikayesi, karakterleri ve de müzikleri ile kurduğu dünyanın seyirciyi yakalayan bir tarafı var.


What If
2013 İrlanda - Kanada
Yıldız Karnesi: ***

26 Şubat 2014

Dallas Buyers Club (2013)

Kanadalı yönetmen Jean-Marc Vallée'nin son filmi Dallas Buyers Club, izleyiciyi AIDS hastalığının ortaya çıkıp yaygınlaştığı 1980lere götürüyor. Başlangıçta eşcinsel hastalığı olarak yaftalanan AIDS üzerinden Amerikan toplumuna dair pek çok irdeleme yapan film, gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilerek yazılmış. Hikayenin sahibi Teksaslı Ron Woodroof (Matthew McConaughey) rodeo yarışları, seks ve uyuşturucu üçgeninde hayat sürdüren bir adam. AIDS teşhisi konduktan sonra hayatı değişiyor. Ölümcül bir hastalığı olduğu fikrine alışmaya çalışırken toplumsal hayattan dışlanan ve doktorların 1 aylık ömür biçtiği Ron büyük bir kararlılıkla hastalığı ile mücadeleye koyuluyor. Dallas Buyers Club, hem Ron Woodroof üzerinden başarılı bir karakter incelemesi gerçekleştiriyor hem de AIDS hastalığı üzerinden dönemin ilaç politikasına ve hastalığın toplumsal boyutuna dair çıkarımlar yapıyor. Homofobik Ron Woodroof'un çoğunluğu eşcinsellerden oluşan hasta grubuyla olan iletişimi ve yaşadığı kırılmalar izleyiciye Rayon (Jared Leto) tarafından aktarılıyor. Bir de son derece gereksiz bulduğum, hikayenin medikal tarafını anlatmak için hiç de ihtiyaç duyulmayan doktor Eve Saks (Jennifer Garner) var. Bu sene Ron ve Rayon rolleriyle Altın Küre dahil olmak üzere pek çok ödülü kucaklayan Matthew McConaughey ile Jared Leto'nun performanslarına söyleyecek sözüm yok. Yine de Rayon'un yalapşap aktarılan hatta yer yer araçsallaştırılan karakterinin detaylandırılmasını tercih ederdim. Trans kimliği ve üstünkörü aktarılan ailevi problemlerinden fazlası olmalıydı Rayon. Jennifer Garner'ın karakterini feda edip yan hikaye olarak sadece onu anlatabilirlerdi mesela. Dallas Buyers Club gerek konusu gerek oyunculuğu ile bu senenin izlemeye değer yapımlarından biri. If Istanbul'da kaçırdıysanız vizyon tarihini (7 Mart) sakın kaçırmayın.

Dallas Buyers Club
2013 ABD
Yönetmen: Jean-Marc Vallée
Yıldız Karnesi: ***1/2

4 Aralık 2013

Side Effects (2013)

Amerikan televizyonunda birkaç reklam kuşağı izleyen herkes mutlaka denk gelmiştir ilaç reklamlarına. Antidepresanların, cinsel gücü artıran ilaçların, yaşlanmanın etkilerini hafifleten ilaçların ve daha nicelerinin reklamları döner tüm gün. Önce semptomlar sayılır, sonra ilacın adı ve sağladığı faydalardan bahsedilir. Reklam tam bitecekken de muhtemel yan etkileri sıralanır. İlaçlar da diğer ürünler gibi televizyon aracılığıyla kolayca müşterisine pazarlanır. Birleşik Devletler epey büyük bir pazar ve bu durumun ilaç firmalarının iştahını kabarttığı ortada. Side Effects, tam da bu büyük pazardan pay kapmak için çırpınan ilaç firmalarına, doktor ve firmalar arasındaki ortaklığa (misal çıkılan pahalı yemekler, gidilen bedava tatiller ve pek tabi banka hesabına yatırılan onlarca paraya), bedava ilaç almak için yan tesirleri tam bilinmeyen bir ilacı denemeyi kabul eden hastalara, kısacası kurulu bu düzene çomak sokacakmış gibi başlıyor. Depresyon belirtileri gösteren Emily (Rooney Mara) doktorunun (Jude Law) önerisiyle piyasaya yeni sunulmuş, televizyonda sürekli reklamları dönen bir ilaç kullanmaya başlıyor. Lakin bu ilacın öngörülemeyen yan etkileri Emily'nin hayatını geri dönülemez şekilde değiştiriyor. Filmin ilk yarısı izleyiciyi hedeflendiği gibi koltuğunun kenarında oturturken ve tempo da oldukça yerindeyken, filmin ortasından itibaren -hikayenin seyrinin değişmesiyle- baştaki sürükleyici etki kayboluyor. ''Bütün bu olaylar nasıl çözüme kavuşacak?'' sorusuyla seyirciyi avucunun içinde tutmaya çalışsa da bu işi ilk yarıya kıyasla daha az başarıyla yapıyor. Yönetmenliğini Steven Soderbergh'ün üstlendiği filmin kadrosunda Mara ve Law dışında Channing Tatum ve Catherine Zeta-Jones var. Jude Law ile Rooney Mara'yı çok beğendiğimi ama Catherine Zeta-Jones'un oyunculuğunu abartılı bulduğumu belirtmeden geçmeyeyim. Abartısız oynasa izleyici üzerinde çok daha güçlü bir etki bırakabileceği bir rolde oysa ki. Side Effects dört dörtlük bir film olmamakla birlikte psikolojik gerilim türünü sevenler için izlenesi bir yapım.

Side Effects
Steven Soderbergh
ABD 2013
Yıldız Karnesi: ***1/2

28 Kasım 2013

World War Z (2013)


Hollywood yapımı olsun, aksiyonlu olsun ama çok da boş olmasın kontenjanından seçtik kendisini. Film Amerikalı bir ailenin sabah uykularından uyanmasıyla başlıyor. Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan bir aile bu. Baba Gerry Lane (Brad Pitt) eski bir Birleşmiş Milletler (BM) çalışanı. Yıllar boyu farklı ve zorlu coğrafyalarda görev yaptıktan sonra işinden ayrılmış. Sebebi net olmamakla birlikte bu kararının yaptığı işin tabiatı ile alakalı olduğu aşikar. Artık ailesine zaman ayırıyor hatta kızlarına her sabah pancake yapıyor. Filmin aksiyonsuz tek bölümü bu kısım. Onlar evden çıkıp arabalarıyla Philadelphia sokaklarına girdiklerinde cehennemin kapıları ardına kadar açılıveriyor. Sokaklar insanları zombiye çeviren bir virüsün tehdidi altında. Virüs nasıl oluşmuş bilinmiyor. Eldeki tek veri zombilerin insanları hedef alıp ısırması ve onları zombiye dönüştürmesi. Gerry'nin BM'den tanıdığı eski bir dostu aileye yardım teklif eder. Ama karşılığında Gerry'den bir isteği vardır: Virüsün kökenini tespit edip gerekli aşıyı üretmeye çalışacak bir doktora yoldaşlık etmek. Zaman içinde görevinin niteliği değişen Gerry bu azgın virüse karşı çılgın bir mücadeleye girişir. Aksiyonu ve görsel efekti bol, oyunculuğu iyi, temposu ise hiç düşmeyen World War Z, küreselleşen dünyada sınırların sadece insanlar, mallar ve fikirler için değil hastalıklar için de kalktığını gözler önüne seriyor. Baş gösterecek dirençli bir salgın hastalığı ufak bir bölgeye hapsetmek pek mümkün değil artık. Günde üç kez İstanbul-New York seferi düzenlenirken, havaalanlarına dakikada bilmem kaç uçak inerken hele hiç mümkün değil. Dünya nüfusunun güçlü bir virüsle kırılması hatta yok olma noktasına gelmesi belki çok da uzak bir gelecek değildir? Hem filmde ne deniyordu: ''Toprak ana bir seri katildir.'' Hepimizden intikam almak için gün sayıyor olmasın?