Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2014

Filmekimi: Haftalar Sonra Gelen Ikinci Yazı

Filmekimi'nde izlediğim filmlere dair yorumlarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Yine üç filmden bahsedeceğim. Zaten toplamda altı film seyretmiştim. Yani bu ikinci ve son kısım. Bu sefer Alice Rohrwacher'ın yönettiği Mucizeler, Dardenne kardeşlerin filmi İki Gün Bir Gece ve Ruben Östlund'un yazıp yönettiği Turist hakkında bir şeyler söylemek niyetindeyim. Yazdığım önceki Filmekimi yazısına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

10 Kasım 2014

What If (2013)

Başrollerini Daniel Radcliffe ile Zoe Kazan'ın paylaştığı İrlanda-Kanada ortak yapımı What If (Türkiye'de vizyona giren ismiyle Ya Aşksa?) senenin kalburüstü romantik komedilerinden biri. Önceki ilişkisinden kalbi kırık ayrılan ve sosyal yaşama sırtını dönen Wallace (Radcliffe), en yakın arkadaşı Allan'ın (Adam Driver) verdiği parti nedeniyle insan içine karışmak zorunda kalır. Görev icabı geldiği evde buzdolabı magnetleriyle oynayıp patetik aşk mesajları yazarken Allan'ın kuzeni Chantry (Kazan) ile tanışır. Kendisi gibi partiden sıkılmış görünen Chantry ile karşılıklı esprilerle başladıkları sohbet, Wallace'ı saklandığı kabuğundan çıkarır. Partinin sonuna doğru Chantry'e iyice ısınmış olan Wallace tahmin etmediği bir engele takılır: Chantry'nin birlikte yaşadığı bir sevgilisi vardır. Birbirinden etkilenen bir kadın ve erkek işe aşkı karıştırmadan arkadaş olabilir mi? Oluruz dedikleri vakit en çok kimi kandırmış olurlar; birbirlerini mi, üçüncü kişileri mi, yoksa sadece kendilerini mi? Arkadaş mı sevgili mi ikileminin beyazperdede işlenmemiş yeni bir hikaye olduğunu söylemek zor. Yine de filmin aşk üçgeni klişesine girmeyen, iyi kötü karşıtlığı oluşturmadan ilerleyen bir hikayesi var. Aşk, insanın kendini hiç düşünmediği (selfless) bir duygu hali mi yoksa tam aksine bencilin (selfish) teki olduğu bir durum mu sorusuna belki de (kendi klasmanında) en dürüst yanıtı veriyor. Tabii bu sözümden filmin derin varoluşsal meselelere değindiği anlamı çıkmasın. Eleştirel bir bakış ya da durumun siyah-beyazdan ziyade komplike yapısına dair bir vurgu da mevcut değil. Chantry'nin yaşadığı gelgitlerin yeterince iyi aktarılmaması filmin temel sorunlarından biri. Wallace'ın her duygusundan haberdarken Chantry'nin neler hissettiğini anlamak için serpiştirilmiş bazı ipuçlarını takip etmek zorunda kalıyoruz. Bu eksiğe rağmen başrol oyuncularının uyumu ile güçlenen anlatım, izleyeni sıkmadan filmin sonuna kadar taşıyor. İkili hatrına filmin ''klişeler, ben geliyorum!'' havasındaki son kısmını da hoşgörü ile karşılıyorsunuz. Daniel Radcliffe'in Harry Potter'dan çok daha fazlası olduğuna A Young Doctor's Notebook'un ilk sezonundaki performansıyla ikna olmuştum. Filmde de Wallace'ın duygularını ve karamsarlığını izleyiciye aktarmada çok başarılıydı. Zoe Kazan ise Ruby Sparks'da olduğu gibi romantik komedilerin yeni Meg Ryan'ı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Adam Driver'a bir türlü ısınamamış olsam da Chantry'nin kızkardeşi Dalia rolündeki Megan Park ile Adam'ın sevgilisi Nicole rolündeki Mackenzie Davis'i çok beğendim. What If dört dörtlük bir romantik komedi olmasa da hikayesi, karakterleri ve de müzikleri ile kurduğu dünyanın seyirciyi yakalayan bir tarafı var.


What If
2013 İrlanda - Kanada
Yıldız Karnesi: ***

10 Aralık 2013

Kameralı Katil - Thomas Glavinic


İstiklal Caddesi'ndeki Yapi Kredi Yayınları'nı gezerken gözüme çarpmıştı bu kitap. Arka kapaktaki ''bir medya eleştirisi aynı zamanda'' ibaresi kitabı satın almama sebep olmuştu. Avusturyalı yazar Thomas Glavinic'in Türkçe'ye çevrilen tek kitabı Kameralı Katil, Avusturya'da vahşice işlenen iki çocuk cinayetinin medya tarafından aktarılışını ve olayın toplumsal yansımalarını irdeliyor. İlk ağızdan anlatılan hikaye bir-iki günlük bir zaman diliminde gerçekleşiyor. İsmini bilmediğimiz anlatıcımız, bize karısıyla Paskalya tatili için Batı Stirya'ya doğru çıktıkları kısa seyahati ve tatili birlikte geçirecekleri arkadaşlarının evine varmalarını anlatarak giriyor söze. Akşam televizyon'da Batı Stirya'da işlenen cinayetlerin haberlerini izliyorlar. İnsanın kanını donduracak cinste cinayetler bunlar. Bir adam rastgele bulduğu üç kardeşe psikolojik işkence yapıyor ve kendilerini öldürmeye zorluyor. Bir yandan da bütün görüntüleri videoya kaydediyor. Bu gelişmeden sonra kitap medyanın ve toplumun tepkisini irdeleyen bir hale dönüşüyor. Yani Kameralı Katil bir ''katil kim?'' romanı değil. Katilin kim olduğundan ziyade böyle bir vahşet karşısında insanların takındıkları tutum ile televizyon kanalları ve gazetecilerin olayı aktarırken aldıkları tavırlara odaklanıyor. Anlatıcı, kendi karısı ile evinde misafir olarak bulunduğu arkadaşlarının tepkilerini irdeleyerek başlıyor işe. Kendi duygularından hiç bahsetmeyen anlatıcı aslında biz okurlar için tam manasıyla kamera görevi görüyor. Olayları aktarış biçimi sayesinde evde yaşanan her detayı biliyor, bütün sahneleri gözümüzün önünde canlandırabiliyoruz. Onlar nasıl ölüme giden çocukların her anını izleyebiliyorlar, biz de bu üç kişinin bütün tepkilerini okuyabiliyoruz. Televizyon ekranına bakar gibi bakıyoruz olan bitene. Bana başlangıçta epey mekanik gelen anlatım biçimi bize bu imkanı sağlıyor. İnsanların vahşet karşısındaki tutumları nedir? Korku mudur? Acizlik midir? Kaçma isteği midir? Acıma mıdır? Bu tarz soruları soran kitap, katilden ziyade ''uygar'' bir varlık olarak algılanan insanın içinden çıkan barbarlığa tanık olduğumuzda verdiğimiz toplumsal tepkilerin peşine düşüyor. 

Thomas Glavinic
Kameralı Katil (Der Kameramörder)
Yapı Kredi Yayınları 2007
Yıldız Karnesi: ***

25 Şubat 2013

Kauwboy (2012)


Hollanda'nın bu seneki Oscar yarışı için seçtiği Kauwboy, sevgiyi, dostluğu, yalnızlığı ve özlemi küçük bir çocuğun gözünden çok naif bir dille anlatan bir film. 10 yaşındaki Jojo, babasıyla birlikte yaşayan yalnız bir çocuk. Yaz tatilinde olduğunu tahmin ettiğim Jojo'nun hayattaki tek sosyal aktivitesi, oyucusu olduğu su topu takımının antremanlarına gitmek. Jojo günün birinde, yuvasından düşmüş yavru bir kargaya rastlıyor. Annesinin terk ettiği bu siyah, çirkin, savunmasız, bakıma muhtaç kuşu alıp evine götürüyor. Babasının asla razı gelmeyeceğini bildiği için kargayı kendi başına, gizli gizli besliyor. Jojo'nun ve Hollandaca'da Kauw denen (İngilizcesi Jackbird olan) bu minik karganın yoldaşlığı böylece başlıyor. Bu sıcak, eğlenceli, yer yer iç burkan, hüzünlü arkadaşlıkta ikisi de birbirini kaybettiklerinin yerine koyuyor. Jojo'nun babasından bir türlü göremediği ilgi ve alakayı büyük bir özveriyle yeni dostuna sunmasıysa insanın içini burkuyor. Gerçeği kabullenemeyen, kurduğu küçük dünyasında kendi gerçeğini yaşayan Jojo'nun Kauw ile başlattığı yoldaşlık, babasıyla olan ilişkisinde de derin izler bırakıyor. Her ne kadar depresif bir anlatıma sahip olmasa da Jojo'nun hikayesi epey hüzünlü. Yine de çocuk oyuncu Rick Lens'in harika bir iş çıkardığı, izleyeni çabucak yakalayan ve sonuna kadar bırakmayan bu alçakgönüllü filmi kaçırmayın derim.

Kauwboy 
Yönetmen: Boudewijn Koole
Hollanda - 2012
Yıldız Karnesi: ***1/2

12 Şubat 2013

Eldfjall (2011)


Orijinal adı Eldfjall -İngilizce ismi ile Volcano- 2011 yapımı bir İzlanda filmi. Filmin ana karakteri Hannes, kendine ''balıkçı'' dedirten ama aslında bir lisenin temizliğinden vs. sorumlu bir çalışandır. Hayatından pek de mutlu olmadığını anladığımız Hannes günün birinde emekli olur ve bütün enerjisini hayatta belki de anlamlı bulduğu tek şey olan balıkçılığa ve babasından yadigar teknesine yöneltir. Bir ailesi olmasına rağmen yalnız bir adamdır. Zira ailesiyle pek iyi ilişkiler içinde değildir. Çocuklarıyla anlaşamaz, hele karısına epey kötü davranır. Günün birinde hayatının altüst olacağının farkında olmadan tüm kaprislerine devam eder. Bencilliğinin farkına vardığı günün ertesi ezbere bildiği herşey değişir. Eldfjall, alışık olduğu düzen birden bire değişince vicdan muhakemesine giren yaşlı bir adamın hikayesi. Büyüdükçe aralarına mesafe giren çocuklarıyla uzlaşma, onların gözündeki baba imajıyla mücadele etme çabası. Uzun süren evliliklerinde belki de istemeden uzaklaştığı, oysa bir zamanlar çok sevdiği karısına vefa duruşu. Bütün kısa sürede gereçekleşen değişim hikayelerinde olduğu Hannes'in geçirdiği çabuk değişim de beni rahatsız etti. Yine de filmin atmosferi, kaba saba Hannes'in çocukları ve karısıyla bir iletişim kurabilmek için çırpınışları ve çaresizliğinin anlatımı beni kendine çekmeyi başardı. Haneke'nin son filmi Amour'u izleyenler konu itibarıyla iki film arasında birtakım benzerlikler bulacaktır. Lakin Haneke yaşlı bir çiftin yeni koşullarda sınanan ilişkisine odaklanırken, Eldfjall Hannes karakterine ve onun ailesiyle olan ilişkisinde yaşadığı dönüşüme odaklanıyor. Haneke'nin filminde anlatım daha yoğun ve yorucu. Eldfjall ise izleyiciyi daha az yoran bir anlatımla Hannes'in ailevi durumuna ortak ediyor. Geçtiğimiz sene İzlanda'nın yarışma için Oscar'a gönderdiği yapım olan Eldfjall, Kuzey Avrupa sinemasının dram türünde çıkardığı kalburüstü örneklerden biri.

Yönetmen: Runar Runarsson
Yılı: 2011
Yıldız Karnesi: ***