20 Ocak 2014
19 Ocak 2014
2014 Oscar Adayları
Daha önce Altın Küre adaylarını (film kategorisini) listelemiştim. Sırada 2014 Oscar adaylıkları var. Lakin liste epey uzun olduğu için belli başlı kategorileri dahil ettim. Adaylıkları listeleme sebebim Altın Küre ile aynı. Hem adaylara göz atmak istediğimde Google ile uğraşmamak, hem de izledikçe üzerini çiziktirmek (kırmızı ile boyamak desek daha doğru olur).
7 Ocak 2014
Ginger and Rosa (2012)
Aynı gün doğan ve sıkı iki arkadaş olarak büyüyen iki genç kızın hikayesinin anlatıldığı Ginger and Rosa yılın ortalama dramalarından. 1960'ların Londrası'nda geçen hikaye, fon müziğine ABD ile Küba arasında yaşanan misil krizini oturtmuş. Birbirinden oldukça farklı bu iki arkadaşın hem tanıklık ettikleri siyasi krizi, hem de özel hayatlarındaki krizi ele alışlarını ve başa çıkış şekillerini anlatıyor. Ginger ve Rosa, tüm yakınlıklarına rağmen birbirlerinden gece ve gündüz kadar farklı. Bir yanda olayları rasyonalite ile açıklamaya çalışan Ginger, diğer yanda her şeye kader ve inançla yaklaşan Rosa. Ginger gerçekçi, aktivist ve okumaya düşkün. İleride şair olmanın hayalini kuruyor. Rosa'nınsa kitaplarla pek işi yok. Siyasi krizler de pek umrunda sayılmaz. Onun için varsa yoksa kendi gönül krizleri. Sonsuz bir aşkın hayalini kuruyor ve bu aşk uğruna yanmaya, ateşlere atılmaya da dünden razı. Film, aile kavramını, büyümeyi, yetişkinliğe adım atmayı ve gençliğin tabiatında var olan dünyayı değiştirme cüretini konu ediniyor. Filmin en öne çıkan özelliği Elle Fanning'in düşman çatlatan oyunculuğu. Yavaş tempolu bu filme devinim ve heyecan getiriyor Fanning. Sanırım filmde beni en çok hayalkırıklığına uğratan şey beklediğim o bangır bangır patlama, içindekileri dışa vurma, bir nevi rahatlama anının bir türlü gelmeyişiydi. Bir de olaydan çok karakter tahliline ağırlık verilmiş olmasına rağmen Rosa'nın fazla üstünkörü, sadece Ginger gözünden ele alınmasıydı. Ginger and Rosa izleyene tatmin edici bir hikaye anlatımı sunamasa da Elle Fanning'in kolay kolay unutulmayacak performansı için izlenebilir. Ayıracak 1.5 saatiniz varsa bir fırsat tanıyın.
Ginger and Rosa
2012 ABD
Sally Potter
Yıldız Karnesi: ***
23 Aralık 2013
Lovelace (2013)
Lovelace, 1970'lerin başında çektiği porno filmi Deep Throat ile ünlenen Linda Lovelace'in (Amanda Seyfried) hikayesini anlatıyor. Katolik, tutucu bir ailede büyüyen Linda'nın hayatı henüz yirmili yaşlarının başında tanıştığı Chuck Traynor (Peter Sarsgaard) ile değişiyor. Baskıcı ve tutucu annesi ile ortalıkta fazla görünmeyen babasının evinden koşarak ayrılıp, yakışıklı ve çekici Chuck'ın kollarına atılıyor. Lovelace bir dönüşüm hikayesi aynı zamanda. Evinin bahçesinde bikinisinin üstünü çözüp güneşlenmekten utanan genç bir kadından erkeklerin fantazilerini süsleyen bir porno yıldızına dönüşmenin hikayesi. Chuck bu dönüşümde katalizör görevini üstlenen asli unsur. Linear işlemeyen, iki farklı koldan anlatılan hikaye filme dinamizm getirmiş. İlk anlatım yaşananların çevreden algılanışını aktarırken, ikinci anlatım olayların aslında nasıl gerçekleştiğini ortaya koymuş. Fimle ilgili en büyük derdim porno endüstrisindeki kadın-erkek adaletsizliğini (ki burada kastettiğim patronların genelde erkek olması, pek çok yıldızın hak ettiğinden az kazanması vs. gibi meseleleri) aile içi sorunlara, şiddete indirgemeci tutumdu. Lovelace'in porno patronlarından zırnık alamamasının sebebi sadece özel hayatındaki sorunlarmış gibi gösterilmesi, meselenin kalbine dokunulmayıp teğet geçilmesiydi. Bir diğer rahatsız edici noktaysa filmin ahlak polisine dönüşmesi ve ''kurtarılması gereken kurban kadınlar'' klişesini birkez daha gözümüze sokmasıydı. Filmin başrol oyuncuları Amanda Seyfried ve Peter Sarsgaard'ın gayet iyi bir iş çıkardığını belirtmek gerek. Eğreti duran, abartılı gelen tek bir sahnelerine rastlamadım. Filmde en çarpıcı bulduğum sahne Linda'nın en yardıma ihtiyaç duyduğu anlardan birinde devriye gezen polis memuruyla karşılaşmasıydı. Umut, şöhretin getirdiği algılanış şekli ve çaresizliğin birbirini peşi sıra takip eden geçişi çok iyi kotarılmıştı. Ama aynı şeyi filmin bütünü için söylemek pek mümkün değil. Lovelace, 70lerin cinsel devriminden ziyade Linda Lovelace'in kişisel hikayesine odaklanan, porno endüstrisiyle ilgili sorunları ikili ilişkilere indirgeyen, başarılı oyunculukların yer aldığı ortalama bir film.
Lovelace
2013 ABD
Rob Epstein - Jeffrey Friedman
Yıldız Karnesi: **1/2
Lovelace
2013 ABD
Rob Epstein - Jeffrey Friedman
Yıldız Karnesi: **1/2
21 Aralık 2013
The Bling Ring (2013)
Sofia Coppola'nın son filmi The Bling Ring (Türkiye'de Pırıltılı Hayatlar isimliyle gösterime girmişti), lise öğrencisi olan ve maddi durumu oldukça iyi ailelerden gelen bir grup gencin Hollywood ünlülerine ait malikaneleri soymalarını konu edinen bir film. Büyük evlerde yaşayan, maddi anlamda pek de sıkıntı çekmeyen bu gençlerin hırsızlık yapması fikri filmi enteresan kılan nokta. Çetenin lideri Rebecca, yakın arkadaşları Nicki (Emma Watson), Sam ve Chloe, bir de okula yeni gelen, fazla girişken biri olmadığı her halinden belli olan Marc bu hırsızlık grubunun üyeleri. Arada bazı eklenmeler de olsa ekibin belkemiğini bu beşli oluşturuyor. Filmin tam anlamıyla üvey evlat muamelesi gösterdiği isimler Sam ve Chloe. Tabi bu demek değil ki grubun kalan üyelerini detaylıca tanıyabiliyoruz. Rebecca'nın başta Lindsey Lohan olmak üzere ünlü saplantısı ve Marc'ın yakışıklı bulunmama kaygısı ile hırsızlık grubunun en cesaretsizi, en çekingeni olması dışında karakterler hakkında öğrenebildiğimiz pek bir şey yok. Gruba bir bütün olarak bakıldığındaysa çevrelerindeki dünyadan kopuk, benmerkezci hayatlarında kendilerinden başka bir şey düşünmeyen, her gece o kulüp senin bu kulüp benim gezen ve tabi ki (çağımızın hastalığı) eğlenceyi kanıtlamak için bol bol fotoğraf çek(tir)en genç insanlar görüyoruz. Hayatla gerçeklik bağları öyle kopuk ki yakalanma ihtimalleri olduğunu dahi düşünmüyorlar. Bu paralel dünya gençlerini eleştirel dille bize sunan Coppola'nın karakterlerine fazla özenmediğini düşünüyorum. Lakin müziği kullanarak elde ettiği anlatım şeklini çok ama çok beğendimi belirtmem gerek. Gençlerin haleti ruhiyesinin diyalog yerine görsellikle anlatımı, özellikle clubbing sahnelerinde epey başarılıydı. Amerikalıların suçlu seviciliğine yöneltilen ufak eleştirisi de gözümden kaçmadı. Filmde en sevdiğim karakterse Marc oldu. Kabak çiçeği gibi açıldığı ve içinden yeni bir Marc çıkardığı vakitlerde dahi eski, tedirgin, ödlek Marc'ın gelip kendisini bulmasıydı belki buna sebep. Beni en rahatsız eden iki unsur ise Nicki'nin annesi ile Nicki'yi canlandıran Emma Watson oldu (bu konuda yalnız olduğumu düşünüyorum). Nicki hayatı sadece kendi çevresinde dönen bir karakter ama abartılmış konuşma tarzı ve hareketleri karakterini karikatürleşmeye yaklaştırmış. Uzun lafın kısası, the Bling Ring karakter analizine fazla girişmeyen, anlattığı gençleri birtakım ortak özelliklerde buluşan bir grup olarak ele alan ve günümüz Amerikan toplumunda tüm derdi gezmek, pahalı markaları giymek, ünlülere benzemek olan kesime eleştiri gönderen bir film. Sayın Coppola'ya bir sorum var. Hırsız suçlu kabul, ama ünlünün - ve parçası olduğu sektörün- hiç mi suçu yok?
The Bling Ring
ABD 2013
Sofia Coppola
Yıldız Karnesi: ***
20 Aralık 2013
Altın Küre Adayları (2014)
12 Ocak akşamı Beverly Hills California'da sahiplerini bulacak 71. Altın Küre Ödülleri'nin adayları bu hafta açıklandı. Eminim pek çoğunuz listeleri çeşitli haber portallarında ve bloglarda görmüşsünüzdür. Benim aday listesini buraya yazma amacım adaylıkları duyurmaktan ziyade (kaç kişi buradan duyup öğrenecek biraz gerçekçi olalım!) kendim için listelemek ve izledikçe kırmızıyla bir çizik atmak. Tören öncesi bu filmlerin kaçını izleme fırsatı yakalayacağım bilmiyorum ama umut fakirin ekmeği. Hem adayları deftere yazmaya kalksam uzun iş. Madem blog sahibiyim bir işe yarasın diye düşünüp sinema adaylıklarını (televizyon adaylıklarını başka bir liste malzemesi yapmayı planlıyorum) huzurlarınızda buraya kopyalıyorum.
Labels:
Altin Kure,
film
10 Aralık 2013
Kameralı Katil - Thomas Glavinic
Thomas Glavinic
Kameralı Katil (Der Kameramörder)
Yapı Kredi Yayınları 2007
Yıldız Karnesi: ***
9 Aralık 2013
Avrupa Film Ödülleri 2013
İlk defa 1988 senesinde, dönemin Berlin kültür senatörünün ön ayak olmasıyla düzenlenen Avrupa Film Ödülleri, Avrupa sinemasının desteklenmesi ve gelişmesini sağlamayı hedefleyen Avrupa Film Akademisi'nin kurulmasına giden yolu hazırlamış. Akademi başkanlığına ilk seçilen isimse Ingmar Bergman olmuş. Zamanla bir gelenek haline gelen Avrupa Film Ödülleri sahnesinden pek çok ünlü yönetmen ve oyuncu geçmiş. Bu sene Araf ile Yeşim Ustaoğlu'nun da yarıştığı 26. Avrupa Film Ödülleri'nde kazanan isimler 7 Aralık Cumartesi gecesi açıklandı.
Labels:
Avrupa Film Ödülleri
4 Aralık 2013
Side Effects (2013)
Side Effects
Steven Soderbergh
ABD 2013
Yıldız Karnesi: ***1/2
3 Aralık 2013
Mavi Vurgun - Clive Cussler
Yeni katıldığım ve Mart başında sona erecek olan okuma şenliğinden iki önceki yazımda bahsetmiştim. Etkinlik için belirlenmiş 15 farklı kategoride birer kitap okumam gerekli. İlk kitabı geçtiğimiz haftasonu bitirdim. Altın Kitaplar tarafından 1994 senesinde yayımlanmış Clive Cussler'ın yazdığı Mavi Vurgun'u okudum. Mavi Vurgun, yazarın Dirk Pitt serisinin ikinci kitabı. Benim gibi serinin ilk kitabını okumadan başlamanızda hiçbir sakınca yok zira ikinci romanın konusu ve hikaye örgüsü ilk romandan tamamen bağımsız, onun devamı niteliğinde değil. Romanın başkahramanı Dirk Pitt bir Amerikan subayı (Türkçe çeviride binbaşı diye geçmiş ama sanırım orijinal metinde daha alengirli bir titri var). Uzun boylu, koyu renk saçlı, yeşil gözlü bu genç adam tam bir maceraperest. Aynı zamanda çok zeki. Üstelik hisleri de epey kuvvetli. Tehlikeyi 1 km. mesafeden sezebiliyor. Kadınların ağızlarının suyunu akıtan Dirk Pitt, Akdeniz'de Thasos adası açıklarında demirlemiş bir Amerikan araştırma gemisinde yaşanan bazı tuhaf kazaları incelemek için bölgeye gönderiliyor. Adadaki Amerikan üssüne vardığı gece deniz kenarında tanıştığı bir kadınla birlikte oluyor (o kadar baştan çıkarıcı bir adam ki kadının hiçbir şansı yok!). Kadın, adanın gedikli Almanı von Till'in yeğeni çıkıyor ve Pitt amca ve yeğenle yemek yeme zevkine erişiyor. Dirk Pitt -çünkü o meseleleri bir fener gibi aydınlatacak zekaya sahip- çok geçmeden araştırma teknesinde yaşanan olaylar ile ''kötü adamlar'' arasındaki bağı kuruyor ve o maceradan çıkıp bu maceraya atlıyor. İkinci Dünya Savaşı ile bir miktar haşır neşir kitabın tutarlı bir hikaye örgüsü üzerinde şekillendiğini belirtmeliyim. Hikayeye aşırı bayılmadım ama sebebi kaypak bir öykü olması değil, bazı şeyler ortaya çıktıktan sonra romanın kalan gizemi kullanarak sürükleyiciliği yeteri kadar sağlayamamasıydı. Macera romanı okumayı sevenler benimle aynı fikirde olmayacaklardır eminim çünkü Pitt'in başından geçen olaylar ve içine düştüğü durumlar maceraseverleri tatmin edecek nitelikte. Dirk Pitt karakteri çok arzulanan, çok zeki, çok yakışıklı bir adam ve yaşadığı zor durumları kaba kuvvetle değil çoğunlukla akıl yoluyla altediyor. Beni en rahatsız eden şey kitaptaki cinsiyetçi dildi. Öyle satır arasına saklanmış filan da değil üstelik, çötenk diye gözünüzün önünde, Teri ile Dirk'ün diyaloglarında, ilişkisinde mevcut. (Başkahramanı aracılığıyla) kadınları aşağılamaktan hoşlanan, onları kıskanç, akılsız, sadece duygularıyla hareket eden bireyler olarak gören romanda, Teri hakkında en sonda açıklanan bilgiler de epey şaşırtıcıydı doğrusu. Uzun lafın kısası Mavi Vurgun, macera tutkunları için okunası ama gizem tutkunları için ortalama bir roman. Kadın karakterlerin romanlardaki temsilleri konusunda hassas bir okursanız hele mutlaka uzak durun.
Mavi Vurgun (the Mediterranean Caper)
Clive Cussler
Altın Kitaplar 1994
Yıldız Karnesi: **1/2
Labels:
kitap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








.jpg)