8 Ağustos 2023

Absürd bir Aşk Hikayesi: Crazy Love


Exhibit A

Crazy Love (2022) ile yolum ilk ne zaman nerede kesişti hatırlamıyorum. Aslında dizi, cazip posteriyle (Exhibit A) ilgimi epey önceden çekmişti ama Disney+ seçkisine dahil edildiğini öğrenince izlemeye karar verdim. «Bu herhangi bir diziyi izlemek için yeterli bir kriter mi?» diye sorabilirsin sevgili okur. Elbette değil lakin itiraf etmek gerekirse fena bir kriter de değil. Devasa zenginlikteki Kore külliyatına bir yerden başlamak lazım. Dizilerin Netflix, Prime ya da Disney+ gibi platformlarda olması hem erişimi hem seçim yapmayı kolaylaştırıyor. Tabii bu kenarda köşede kalmış dizileri merak etmediğim ya da izlemeyeceğim anlamına gelmez. Zira tozlu köşeleri, gölgede kalmış yerleri ve kimselerin gitmeye tenezzül etmediği yolları müessesemiz sever.   

Evet, bu şahane lüzumsuz girişe rağmen sayfadan ayrılmayanlarla (o gerçek sadık okurla!) yola devam ediyorum. Are We ReadyCrazy Love isminden de anlaşılacağı üzere bir aşk hikayesi anlatıyor. Üstelik klişelerden komalık edecek kadar bilindik «haters-to-lovers» metnine sahip. Dizinin senaristleri de bu gerçeğin farkında olsa gerek ki bu klasik hikayeyi gizem ve komedi dolu bir senaryonun içinde eritmeye karar vermişler. 


Noh Go-Jin & Le Shin-Ah

Hikaye, online derslerle öğrencileri sınava hazırlayan bir dershane (GOTOP) arka planında geçiyor. Asıl erkeğimiz Noh Go-Jin (Kim Jae-Wook), hem matematik öğretmeni hem de dershanenin sahibi. Tabii ki kendisi herhangi bir matematik öğretmeni değil. Bir dahi. Başka bir dershanede yerleri silen hademeyken, kimselerin çözemediği bir matematik sorusunu çözünce ne kadar zeki olduğunu keşfediyor. Kendi dershanesini kuruyor. Ülkenin en popüler matematik öğretmenliğine giden kariyeri böyle başlıyor. Asıl kadınımız Lee Shin-Ah (Krystal) ise Go-Jin'in «acıların kadını» sekreteri. Günün birinde GOTOP'ta online dersler veren bir öğretmen olmayı hayal ediyor. Go-Jin nemrut, nalet, insanlardan selamı bile esirgeyen, çalışanlarına acımasız davranan evlerden ırak bir karakter (son zamanlarda yayınlanan birçok dizi erkeği gibi çocukluk ve gençlik travmaları var). Shin-Ah ise onun kaprislerine boyun eğen, her isteğini yerine getiren, hayaline bir adım daha yaklaşmak için dişini sıkan, kendinden önceki sekreterlerin aksine bulunduğu pozisyonda bir sene kalmayı başaran bir kadın. Shin-Ah halsizlik ve saç dökülmesi şikayetiyle gittiği hastanede ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve fazla ömrü kalmadığını öğreniyor. Bunun üzerine onu hasta ettiğine inandığı patronu Go-Jin'den intikam almaya karar veriyor. İntikam için patronunun evine gittiği akşam kimliği belirsiz biri Go-Jin'in canına kastediyor. O geceden sonra bu ikilinin kaderi birbirine bağlanıyor. 


Yastık savaşına koreografi yazılır mı demeyin yazanlar var.

İlk birkaç bölüm fazla sarmamış olsa da Go-Jin'e suikast girişiminin ardından dizinin müptelası oldum. Komedi kısmı eğlendirici, gizem kısmı sürükleyiciydi. Üstelik sır perdesini son bölüme kadar açmadılar. Fakat komedi kısmı, gizem kadar uzun ömürlü olmadı. İkili arasında nefret rüzgarları eserken ve intikam savaşları sürüp giderken espri üretmek sanırım daha kolaydı. Ne zamanki kalpler eridi, ortalığı Eros-vari duygular sardı, komedinin dozu azaldı. Dolayısıyla dizi son kısımlara doğru biraz momentum kaybetti. Dizinin gizemden (absürd) komediye, oradan drama sonra tekrar gizeme yaptığı sıçrayışlar önceleri baş döndürücü geldi ama zaman içinde iyi bir dengeye oturdu. Sonlara doğru hikaye bir günah çıkartma, araları düzeltme, kırık kalpleri tamir etme işine girişti. O kısımlarda dizi, gerçekçilikten kopup ana fikri iyilik olan masal anlatısına büründü. 

Dizideki birçok karakter abartılı tiplerdi fakat bu durum cringe olmanın aksine diziyi eğlenceli kılıyordu. Kötü karakterler daha çok karikatür gibilerdi ama absürtlüğün sınırında dolaşan kötüler oldukları için onlara kızmak pek mümkün değildi. Dizideki tüm oyuncular -başrol, yan rol, istisnasız herkes- çok iyiydi. Daha önce Her Private Life'da izlediğim Kim Jae-Wook'u bu rolde de çok beğendim. Gerek mimikleriyle gerek beden diliyle abartılı sahnelerde harikalar yaratıyordu. Krystal'ı ilk kez seyrettim ve kendisine ba-yıl-dım. Crazy Love'ı dizilerde gizem çözmek isteyen, absürd komedi türünü seven, romantik komediyi komedisi için izlerken romansa da hayır demeyen herkese tavsiye ederim.

28 Temmuz 2023

Zamanda Yolculuk: Yesterday Once More

YESTERDAY ONCE MORE (2023)
Chen Feiyu (Yu Xuan) ve Zhou Ye (Shu Yan)

Hayatınızdaki yerine garanti gözüyle baktığınız, hiç gitmeyecekmiş sanki hep orada duracakmış gibi gördüğünüz ve gündelik yaşamın koşturmacası sebebiyle belki de ihmal ettiğiniz o kişiyi aniden kaybetseniz ne yaparsınız? 

Çin yapımı Yesterday Once More, hayatın rutinine kapılınca birbirlerine hoyratça davranmaya başlayan ve aralarına mesafe giren iki sevgilinin, birbirlerini sonsuza dek kaybetme ihtimali ile yüzleşince göze aldıklarına odaklanan fantazi-romantik-dram türünde bir film. Seneler önce henüz çocuk yaştayken Yu Xuan'ın (esas erkek) doğum gününde tanışan fakat kısa süre sonra yolları ayrılan ikili, birbirlerinden habersiz geçirdikleri uzun yılların ardından bir düğünde karşılaşır. Artık ikisi de birer yetişkindir. Yoksul ve yalnız bir çocukluk geçiren Yu Xuan oyuncak tasarımcısı olmuş, Shu Yan (esas kadın) ise ailesinden gizli yürüttüğü pastacılık kariyeriyle meşguldür. İşinde ilerlemeyi ve günün birinde kendi dükkânını açmayı hayal eder. Hızlandırılmış şekilde geçen birkaç senenin ardından ikiliyi gündelik dertlerin ve tasaların içine gömülmüş görürüz. Yu Xuan, vefat eden babasının borçlarını ödemesini isteyen mafyöz kılıklı alacaklılar kapısını çaldığından beri dertlidir. Yaşadığı parasal sorunları sevgilisinden gizlediği gibi ondan zihnen ve bedenen uzaklaşmıştır. Aralarına giren mesafenin farkında olan Shu Yan, gelişmeleri kaygıyla izler. Bu hengamede devam ederlerken, ikisinin de hayatını derinden etkileyecek bir olay yaşanır ve hikâye asıl buradan sonra başlar. 

Film, «hayatınızın bir gününü tekrar yaşama fırsatınız olsa neyi farklı yapardınız?» sorusunu soruyor. O pişmanlık duyduğunuz anın biraz öncesine gidebilseniz mesela? Sevgili olma ve birbirinden soğuma çok hızlı geliştiği için ikili arasındaki çatışma biraz zorlama gelebilir. Eğer dayanır ve nispeten sıkıcı ilk yarım saati atlatırsanız, çiftin büyüsünün ve filmin naif havasının içine giriyorsunuz. Zaman yolculuğu teması filme her ne kadar bilimkurgu özelliği yüklese de bu filmin kuvvetli yanlarından biri asla değil. Aslında bu konuda iddiası olduğunu ileri sürmek de mümkün değil, dolayısıyla bu durum pek göze batmıyor. Film, aşk, öfke, pişmanlık, keder, yas gibi duygularla ve söz konusu bu duyguların insanları dönüştürme gücüyle ilgileniyor. Görüntü yönetmenliği filmin güçlü yanlarından biri: oldukça başarılı bir iş çıkarmışlar. Başrol oyuncuları Chen Feiyu (Yu Xuan) ve Zhou Ye (Shu Yan)'nin kimyası tutmuş. Fakat ben Zhou Ye'ye özel olarak bayıldım zira bir duygudan diğerine geçtiği sahnelerde harikuladeydi. Filmi, «ver bünyeye pozitifi» diyen ve ikinci şanslara inanan herkese tavsiye ederim.  

Künye:
Yesterday Once More (2023)
Yönetmen: Lin Xiao Qian
Yıldız Karnesi: ***

24 Temmuz 2023

Bir Kavuşma Hikayesi: Here We Meet Again

HERE WE MEET AGAIN (2023)

Kore dizilerine geçiş yaptıktan sonra Hollywood'a geri dön(e)meyeceğimi anlamıştım ama Çin yapımı dizilere geçmek hiç aklımda yoktu. Bahar aylarında yayınlanan ve hemen popülerleşen «Here We Meet Again» sosyal medyada yeni yeni takip etmeye başladığım hesapların paylaşımlarıyla gündemime girdi.  Nereden çıktığını anlamadığım bir iştahla izlemeye başladım. Bir oturuşta ilk üç bölümü devirince Kore dizileri ile olan ilişkimi «on hold» statüsüne geçirdim (böyle de nankörüm). Fakat o sırada farkında olmadığım «küçücük» bir detay vardı. Kore dizilerinden alışkanlıkla 16 bölüm süreceğini tahmin ederek başladığım dizinin 32 bölümde biteceğini bilmiyordum. Öğrendiğimde ufak ölçekli bir şok yaşadım. (O günden beri Çin dizilerine temkinli yaklaşıyor, her popülerleşen diziye gözü kapalı atlamıyorum sevgili okur.)

Bu uzun ve lüzumsuz girişin ardından gelelim asıl konumuza: «Here We Meet Again» lisede birbirini sevmiş ama kavuşamamış aşıkların seneler sonra (ikisi de yetişkin olduğunda) tekrar karşılaşmaları ve birbirlerine yeniden aşık olmaları üzerine kurulu bir romantik komedi. Xiang Yuan (esas kadın) zengin bir ailenin çocuğu. Anne-babasını küçük yaşta kaybeden genç kadını ve erkek kardeşini dedeleri yetiştirmiş. Xiang Yuan üniversite mezunu ama asıl «mesleği» bilgisayar oyunu oynamak. Hatta ünlü bir gamer personası var. Yüzünü maskeyle gizlediği için hayranları kim olduğunu ve neye benzediğini bilmiyor.  

XIANG YUAN

Xu Yan Shi (esas erkek) ise dağılmış bir ailenin çocuğu. Annesi, babasını (ve de oğlunu) terk edip ABD'ye yerleşmiş. Xu Yan Shi, hayırsız babasından darbe üstüne darbe yemiş, onun tarafından da terk edilmiş, kendi kendine bakmış, hatta okuluna devam ederken çalışmak zorunda kalmış biri. Ama çok zeki, nasıl derler, zehir gibi bir çocuk. Dersleri hep çok iyi, okul birincisi, kazanılmadık yarışma bırakmamış, gelecek hayali uzaya fırlatılan navigasyon uyduları üzerine çalışmak olan genç bir adam. Keskin zekası ve yakışıklılığıyla okulun zengin kızı Xiang Yuan'ın kalbini çalmış. Fakat günün birinde okulunu değiştirince Xiang Yuan ile arkadaşlık bağları kopmuş. 

XU YAN SHI

Kader, bu bahtsız aşıkları seneler sonra aynı işyerinde karşılaştırmasın mı? Söz konusu işyeri de rastgele bir yer değil hani. Xiang Yuan'ın, hayattaki yegâne derdi torununu evermek olan dedesinin yan şirketlerinden biri. Dedenin «ölümü gör evlen» baskısından bunaldığı için onunla pazarlığa oturan Xiang Yuan, gamer kariyerini bir kenara bırakıp şirketin IT bölümünde işe başlıyor. Yaptıkları anlaşma şöyle: eğer bir sene içinde şirketin kârlılığını artırabilirse, dedesi «tövbe edecek» ve bir daha evlilik bahsini açmayacak. Peki Xiang Yuan'ın paraşütle indiği IT bölümünün başında kim var? Onun mekân sahibi olduğundan bihaber Xu Yan Shi tabii ki! Fakat kimsenin farkında olmadığı bir detay var. Birileri şirketin ve aynı zamanda masum, zeki, çalışkan, fedakâr, gururlu ve daha bilimum pozitif özelliği isim kartı gibi göğsünde taşıyan Xu Yan Shi'nin kuyusunu kazıyor! 

AŞK DESEN VAR, ENTRİKA DESEN, O DA VAR!

Aslında birçok farklı meselenin içine gömülen bir aşk hikayesi ile karşı karşıyayız. Sınıfsal farklılıklar, şirket içi entrikalar,  (düşük doz milliyetçilik içeren) ulusal başarılar, ekip içi dayanışma, kardeşlik ve aile bağları gibi konular örülmüş hikayenin etrafına. Fakat: iyiler, ufak tefek (affedilebilir) hatalar yapsalar da hep çok iyi, kötüler ise karikatürize kötüler. Bir nevi Gargamel kötülüğü ya da Daltonlardaki Avarel kötülüğü gibi. Özlerinde kötüler ama aynı zamanda avanaklar ve bu yüzden kendilerini ele veriyorlar. Üstelik planladıkları kötülüğü de tam yapamıyorlar. Yani hasar bırakamıyorlar. Öte yandan arkadaşlık ve iş ilişkilerinin sürekli romantize edildiği bir ortam var. Aşılması gereken zorlukların ise üstesinden gelinmesi görece kolay ve çoğunlukla kişinin bu yöndeki iradesine bağlı. Yapısal faktörlerin etkisi yok anlayacağınız.  

OFFICE BOYS

Biraz da dizinin sevdiğim özelliklerinden bahsedeyim. Öncelikle, sürükleyici bir anlatımı var. En son hangi dizinin böylesine müptelası oldum da bir oturuşta üç bölüm izledim hatırlamıyorum. Özellikle 20li bölümlerin ortasına kadar hiç sıkılmadan seyrettim. (Sonrasında tempo düştü ve işler değişti). Dizinin mizah anlayışı da iyi. Esprili diyalog bolluğu söz konusu ve bu durum baş karakterlerle sınırlı değil. Yardımcı rollerin de kendine has hikâyeleri ve mizahi dilleri var. Ayrıca, dizide ciddi bir karakter gelişimi söz konusu. Üstelik bunu yavaş bir akış içinde yapıyorlar. Dizideki birçok karakter, birbirleriyle kurdukları ilişkilerin ve yaşadıklarının etkisiyle dönüşüyor. Başladığı haliyle bitiren pek kimse olmadı açıkçası, kısmetse olur dede dahil! Başrollerin uyumu mükemmeldi. Özellikle Xiang Yuan rolünde Janice Wu'nun oyunculuğuna bayıldım. Romantik-komedi türünde oynamak için dünyaya gelmiş gibiydi. Dizi, iki karakterin geçmişini yavaş ve parça parça anlatıyor. İlişkilerinin reel zamandaki gelişimini, geçmişte yaşadıkları ile birlikte ele almak, hikayeyi dinamik ve sürükleyici kılıyor. Dizinin sinematografisi de çok başarılı ve seyir zevkini artıran bir etken. Son olarak, karakterlerin geçmişteki hallerini oynayan çocuk oyuncuları sevmemek imkansız. Dolayısıyla, senaryodaki açıklara, gereksiz uzattıkları için yavaşlayan temposuna rağmen romantik komedi türü tutkunları bir şans vermeli derim.

17 Temmuz 2023

Kore'nin meşhur dört kadını: «Blackpink»

Netflix

BTS ile K-pop dünyasına hızlı bir giriş yaptıktan (ve kimi şarkılarını loop'a alıp defalarca dinledikten) sonra ünü Kore sınırlarını aşmış bir diğer K-pop grubu Blackpink radarıma girdi. Aslında albümlerini doğru dürüst dinlemişliğim yok lakin Netflix grubun belgeselini tavsiye edince dedim neden olmasın?

Blackpink her ne kadar Kore menşeili bir müzik grubu olsa da üyelerinin sadece biri - o da Jisoo- Kore'de doğup büyümüş. Aslen Koreli olan ana vokal Rosé, Avustralya'da yetişmiş. Jennie ise annesiyle birlikte uzun yıllar Yeni Zelanda'da yaşamış. Grubun Koreli olmayan tek üyesi ise Tayland asıllı Lisa. En çok Instagram takipçisi olan üye de o. 96 milyon kişi tarafından izlenmek nasıl bir duygu, merak etmedim değil. (Gerçi Google araması sonucu Instagram'da en çok takipçisi olan kişinin 597 milyonla Cristiano Ronaldo olduğunu öğrendikten sonra gözüme biraz az gözüktü. [Yazar burada şaka yapıyor efendim])   

Blackpink: Light Up the Sky 2016'da grubun ilk defa tanıtımının yapıldığı basın toplantısı ile başlıyor. Dev bir ekranın önündeki podyuma yüksek topuklu ayakkabıları ile çıkan dört genç kadın, biraz mahcup, kendilerine güven duymadıkları her hallerinden belli bir edayla basın mensuplarına gülümsüyor. Bu mütevazi başlangıcın ardından üç sene sonrasına gidiyor ve ödüllere doymayan, müzik listelerini alt üst eden, ünü Asyadan Kuzey Amerika'ya yayılmış bir Blackpink ile karşılaşıyoruz. Geçen zaman, popülerlikleri ile birlikte özgüvenlerini de artırmış. 

Belgesel, arşiv görüntülerinin dışında üyelerin bireysel çekimlerde anlattıklarına ve grup halinde yaptıkları sohbetlere dayanıyor. Aile geçmişleri, K-pop endüstrisi ile tanışmaları, 4-6 yıl arası değişen eğitimleri, bu sürecin fiziksel ve duygusal anlamda yıpratıcı yanlarını dinliyoruz. Dokuz kişilik bir kız grubu kurmaya niyetlenen şirketin günün sonunda yola dört kişiyle devam ettiğini, Jennie'nin birlikte eğitim aldığı birçok kişinin bu süreçte elendiğini öğreniyoruz. Aslında karşımızda günde on dört saat süren yoğun bir eğitim programından geçmiş bir dolu gencin arasından sıyrılarak başarıya ulaşmış bir avuç insan var. Diğerlerine ne olduğu ise meçhul. 

Belgeselin araladığı bir başka kapı ise gelecek kaygısı. Fazla üzerinde durulmamasına rağmen üyelerin kimi cümlelerinde (bir sahnede Rosé bu işi yapmaya daha ne kadar devam edeceklerini bilmediğinden bahsediyordu) yer yer hissedilen bir duyguydu bu. Her üyenin yetenekleri de farklı. Enstrüman çalmak, şarkı sözü yazmak BTS üyelerinden de gördüğüm kadarıyla «emeklilik» zamanı geçiş yapılabilecek hem de kişiyi müzik sektöründe tutmaya devam edecek yetenek ve beceriler. Ama her üyede var mı, bilinmez. Belgeselde bu çabayı gösterdiğini izlediğimiz tek kişi Rosé oldu. 

Peki grup üyelerinin kişiliğini tanıyabildik mi? Biraz evet. Kendini izleyiciye en az açan kişi Jisoo'ydu. Lisa bana fazlasıyla (BTS) Jungkook vibe'ı verdi. Hem en iyi dansçı olması hem de afacan karakteri sebebiyle. Jennie kendinden bahsetmekten hoşlanmadığını belirtti. Onu da bu anlamda biraz Suga'ya benzettim. Hatta belgeselin bir yerinde «bazen kızgın ya da yorgun görünüyorum ama aslında bu benim mutlu surat ifadem» dediği zaman neyi kastettiğini çok iyi anladım. Rosé ise kendini geliştirmeye açık ve hevesli biri olarak yer etti zihnimde.   

Grubun kendi iç dinamiklerine dair pek bir şey öğrendiğimizi söyleyemem. BTS'in aksine bir liderleri olmadığından, yaşı en büyük olan Jisoo'nun yeri geldiğinde ablalık ettiğinden bahsediyorlar. Kavgalar, tartışmalar, çatışmalardan ise pek söz edilmiyor. Farklı karakterde birçok insanın bir araya gelmesi çatışmayı da beraberinde getirir oysa. Üstelik üyelerin hayranlardan (hatta işbirliği yapmaya meraklı markalardan) gördüğü ilgi eşit seviyede değilken egoların birbiri ile vuruşması kaçınılmaz. Açıkçası, birlikte yemek yedikleri ve gelecekten söz ettikleri, hayal kurdukları (40 yaşı ulaşılmaz gördükleri ve biraz alayla bahsettikleri) kısacası kendi hallerinde oldukları o son sahne gibi çekimlere daha fazla yer verilmesini isterdim. Zira bu tarz çekimler üyelerin uyguladığı oto-sansüre rağmen «ulaşılmaz/star» imajlarının ötesine geçerek onları ete kemiğe büründürüyor. Belgeseli, Blackpink veya K-pop endüstrisine ilgi duyan, bu konuda yeni şeyler öğrenmeye heves edenlere tavsiye ederim. 

Künye

Blackpink: Light Up the Sky (2020)

Yönetmen: Caroline Suh

19 Mart 2023

Bir İntikam Hikayesi: Remarriage and Desires (Netflix)

Bu aralar Kore dizileri izliyorum. Bu durum televizyon seyirciliği "kariyerimde" bir ilk. Şimdilik üç dizi izledim, K-dramalara dair de epey bir fikrim oluştu sanırım ama bu postada en son izlediğim ve bir Netflix yapımı olan Remarriage and Desires hakkında konuşacağım. Öncelikle dizinin fragmanı inanılmaz cezbedici. Hikayenin karanlık bir atmosferi olduğunu hemen hissettiriyor. Intro kısmında çalan Wicked "skip intro" yapmanızı her seferinde engelleyecek kadar bağımlılık yaratıcı. Diziden hiç haberim yoktu ama Netflix algoritmaları sağolsun platformda iki Kore dizisi izleyince hemen çarkları çalıştırdı ve önüme düşürmekte zaman kaybetmedi. 

Remarriage and Desires aşk soslu bir intikam hikayesi. Hikayenin merkezinde beş karakter var. Bunlardan ilki kocasının ihanetine uğramış bir kadın. Kocası, boşanma isteğini dile getirdikten kısa süre sonra intihar ediyor çünkü aslında o da evlenme hayali kurduğu kadının ihanetine uğramış. Bu durum asıl kadının intikam hislerini tetikliyor ve kocasının "katili" olan "şeytani" kadının peşine düşüyor. İntikam "perisi" olan ablamızın eski sevgilisi ile bir teknoloji şirketinin CEO'su olan zengin ve bekar ikinci erkek de bu dansa dahil oluyor zira bu dört karakterin yolu evliliğin duygularla değil rasyonalite ile yapılması gerektiğini savunan (beşinci karakterimiz) Ms. Choi'nin evlenecek partner bulma şirketi Rex'de kesişiyor. Zengin koca peşindeki şeytani güzel genç CEO'nun, ihanete uğramış kadın şeytani güzelin, eski sevgili de ihanete uğramış ablanın peşine düşüyor. Tam bir "kasap et, koyun can derdinde" canlandırması.  

Diziyi büyülenmiş gibi izlemeye başladım zira yarattıkları atmosfer bir girdap gibi içine çekiverdi. Fakat aksayan yanlarını fark etmek uzun sürmedi. Dizinin en zayıf yanı senaryonun zekice kotarılmış bir intikam planı anlatmaması (deal breaker). Bir diğer mesele ise karakterlerin sığlığı. Yani çok iyi melek gibiler ve çok kötü şeytan gibilerin turnuvası gibi. İzleyici olarak kimi seçmeniz gerektiği çok açık. Mesela intikamcı kadının en (tek?) önemli özelliği eğitimli bir anne olması. Bir de çok dürüst olması. Onun karşısına yerleştirdikleri şeytani kadına derinlik katmakla iyice "evil" bir karaktere dönüştürmek arasında kalmışlar. Erkeklerin kaderine ise şeytani kadının baştan çıkarıcılığı ile namuslu kadının masumluğu arasında savrulmak düşmüş. 

"Biz bu diziyi neden izleyelim?" diye soracak olursanız cevabım "atmosferi için" olur. İnsanın sahip olduğu hırslarını ve medeniyet maskesinin sıyrıldığı anlarda saklayamadığı vahşi yanını ortaya koymasını sevdim açıkçası. Keşke daha özenli bir intikam senaryosu ve katmanlı karakterleri olsaydı. Belki bir gün öylesine de denk gelirim.

1 Ocak 2022

Polisiye Challenge 2022


Her ne kadar geçtiğimiz senenin polisiye challenge'ını tamamlayamasam da on maddenin sekizini okudum. Yenilen pehlivan güreşe doymaz misali yeni bir challenge ile huzurlarınızdayım. Yine on maddelik bir liste. Geçtiğimiz senenin listesini biraz değiştirdim. Bazı maddelere yönelik kitaplar hemen akla gelmeyebilir. Böyle durumlar için pamuk eller klavyeye.  

2022 challenge listesi şöyle:


1. 2022 senesinde yayınlanmış bir polisiye ✓

Bu kitabın seçimini önümüzdeki aylara bırakacaktım fakat Goodreads müjdeyi vermiş. Ağustos 2022'de romanlarını pek sevdiğim Megan Goldin'in yeni kitabı (daha önce The Escape Room ve The Night Swim romanlarını okumuştum) Stay Awake çıkıyormuş. Bu süre zarfında gönlümü başka bir romana kaptırmazsam bu başlığın sahibi belli. 

2. Nordik polisiyesi

Nordik polisiyesi için seçim yapmak çok zor. Yazar çok, seçenek fazla. Tam bir kör atışı yaparak daha önce hiç okumadığım İzlandalı yazar Ragnar Jonasson'un 2018'de İngilizce tercümesi yayınlanan The Girl Who Died isimli romanını seçtim. 

3. Kış mevsiminde geçen bir polisiye

İsveçli yazar Stina Jackson'ın elinden çıkma The Last Snow (orijinali Ödesmark) geçtiğimiz sene yayınlanmış. Başlık bir alegori değilse -kör gözüm parmağına- ben bir kış romanıyım diye bağırıyor.

4. Başlığında şehir ismi olan bir polisiye

Bu başlık altında bir polisiye bulmak ne zormuş! Kimse başlığa şehir ismi koymak istemiyor sanırım. Şu an için elimdeki seçenek Graham Greene'in Our Man in Havana romanı. 

5. Kadın dedektifin başrolde olduğu bir polisiye

Avustralyalı yazar Sarah Bailey'nin romanı Gecenin İçinden'i bu madde altında okuyacağım. Kitabın orijinal ismi Into the Night. Polisiye romanlar basan The Roman yayınları tarafından Türkçesi basılmış. Gemma Woodstock serisinin ikinci kitabıymış. Kapakta böyle bir bilgi olmadığı için rastgele almışım. Serinin ilk romanını bulursam belki önce onu okurum.   

6. Yerli polisiye

Kristal Kelepçe ödülleri yerli polisiye bulma işimi kolaylaştırıyor. Sağ olsunlar, var olsunlar. Bu başlık için geçen sene birincilik ödülü verdikleri Nihal Orhan'ın Alfa Yayınlarından çıkan romanı Çaylak'ı seçmiş bulunuyorum.

7. Orijinali Türkçe ve İngilizce dilleri dışında yayınlanmış bir polisiye

Bu madde için yine The Roman yayınlarından çıkan ve orijinal dili Çince olan Zhou Haohui'nin Death Notice üçlemesinin ilk romanı Ölüm İlanı'nı okuyacağım.  

8.  Kadın bir yazarın kaleme aldığı polisiye 

Bu başlık altında geçen sene bayılarak okuduğum The Appeal'ın yazarı Janice Hallett'ın bu sene çıkacak kitabı The Twyford Code'u düşünüyorum. Ön okumasını yapanlar şimdiden kitaba övgü yağdırıyor. Umarım ne umdum-ne buldum durumu yaşamayız.

Edit: Başıma geleceği hissetmiş gibi yazmışım. Twyford Code'a başladım fakat bir süre direndikten sonra romanın bana göre olmadığına karar verdim. The Appeal'ı ne kadar sevdiysem bunu bir o kadar sev(e)medim. Yola Lucy Clarke'ın 2022'de yayınlanan One of the Girls kitabı ile devam edeceğim. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadım. Dolayısıyla bu bir ilk. 

9. TV/Sinemaya uyarlanmış bir polisiye

Bu madde için uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir roman olan The Chestnut Man'i seçiyorum. Forbrydelsen dizinin senaristi Soren Sveistrup'un 2019'da yayınlanan bu romanını -polisiye severlerin bildiği üzere- geçtiğimiz sene Netflix mini dizi olarak uyarladı. 

10. Agatha Christie polisiyesi

Kütüphaneden aldığım Altın Kitaplar'dan çıkan eski bir baskı olan Cinayetler Oteli'ni okuyacağım. Orijinal ismi At Bertram's Otel ve oldukça eski basımın kapağında da yazıyor.


Herkese kitap dolu iyi bir sene dilerim.

27 Kasım 2021

Savcı Polisiyesi: Hatırla!


Aksiyon dolu sayfalarını hızla çevireceğiniz polisiye gerilimle birkaç saat geçirmek ister misiniz?

Su Tunç'un yazdığı Hatırla! geçtiğimiz sene Kristal Kelepçe Ödülleri sayesinde haberdar olduğum bir ilk roman. Polisiye türlerinden alışık olduğumuzun aksine, romanın başkahramanı genç bir savcı olan Ethem. Medya tarafından "Ebeveyn Katili" lakabı takılmış bir seri katili yakalamaya çalışıyor. Cinayetler seneler önce işlenmiş ama polis katilin kimliğini tespit edememiş. Seneler sonra, tam da Ethem'in Cinayet Soruşturmaları Bürosu'na atandığı dönemde benzer cinayetler işleniyor. Böylece Ethem'in kişisel hikayesi ile bağları bulunan eski soruşturma dosyası tekrar açılıyor ve ipuçlarının peşinde macera başlıyor.

Romanın hızlı gelişen, okuyanı sıkmayan bir hikaye örgüsü var. Merak unsuru iyi kotarılmış, kısa bir süre sonra kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Her şey gözünüzün önünde film izler gibi canlanıyor. Roman uzun tasvirler yerine ağırlıklı olarak diyaloglardan oluşuyor fakat kimi diyaloglar anlatılan sahnenin duygularını oluşturmaktan uzaktı. Bazı yerlerde ise oldubittiye getirildiğimi hissettim. Ayrıca hayatını bir seri katili yakalamaya adamış Ethem'in seri katillerin psikolojileri hakkında Ekin'den "ders" dinlemesi gibi anlamsızlıklar vardı. Teorik olarak yazılıp çizilmiş her şeyi bu göreve gelmeden yalayıp yutmasını beklerdim. Öte yandan dünyasına çabucak gireceğiniz, içinde kaybolacağınız ve dünya yansa elinizden bırakmayacağımız bir roman okumak isterseniz "Hatırla!" bu işi ziyadesiyle yapan kitaplardan.

Künye:
Hatırla!
Su Tunç (2020)
Doğan Kitap
348 sayfa

27 Ağustos 2021

Bir Osmanlı Polisiyesi: Divina'nın Bileziği


Türkiye Polisiye Yazarları Birliği, 2020 Kristal Kelepçe ödüllerinde Yılın Polisiye Ödülü Ayfer Kafkas'ın yazdığı Divina'nın Bileziği'ne vermişti. Kitabı, bu seneki Polisiye Challenge çerçevesinde, son bir sene içinde yayınlanmış yerli polisiye kategorisinde okudum. Romanın hem geçtiği dönemin ruhunu yansıtan, hem de gizemli hikaye kurgulayan bir anlatı ortaya koyduğunu düşünüyorum. Gerçi ben tarihçi değilim ve hikaye edilen dönemin "tarihi gerçekliği" ile ne kadar örtüştüğünü bilmiyorum. Bu "gerçeklik" mevzusu (polisiye dışındaki türler de dahil olmak üzere) tarihi anlatılarda her zaman alınan bir risk. Belki dönemi iyi bilmediğimden, belki üzerinde asıl durduğum şey bu olmadığından, belki de kitap işini iyi yaptığından, yazar beni Osmanlı döneminde geçen bir anlatı okuduğuma ikna etti. 

Hikâye, balık tutan çocukların dere kenarında bulduğu bir kadın cesedi ile başlıyor. Cesedin kimliğinin teşhisinin ardından Hafiye Eşrefzade İdris Bey'in hem bu kadının merkezinde bulunduğu büyük gizemi, hem de katilini ortaya çıkarma çabasını izliyoruz. Tanıkları sorguluyor, ipuçlarını değerlendiriyor, yardımcısı zabit Musa Bey ile istişareler ediyor. Bu cinayet kovuşturmasının arka planında ise Osmanlı bürokrasisindeki kişisel ilişkiler, siyasi yozlaşma ve savaşın yarattığı ağır toplumsal koşullar yer alıyor. Yazar, katilin kimliğini son demlere kadar başarıyla koruyor.   

Romana yönelteceğim tek eleştiri, Hafiye İdris Bey karakteri ile ilgili. Kendisi çok ama çok zeki, külyutmaz bir adam. Adeta yerli Sherlock. Yardımcısı Musa Bey ise Watson kadrosundan hikayeye dahil olmuş. Musa ipuçlarını doğru düzgün çözemezken (oysa ki Elementary, Musa!) Hafiye hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Ne herhangi bir çıkmaza giriyor, ne de ipuçlarını yanlış değerlendirip olmadık bir rotaya sapıyor. Her şey tıkır tıkır işliyor. Hatta öyle ki romandaki bir çok yan karakterden önemli ipuçları topluyor. Bu ipuçları ise yan karakterlerin boşboğazlıkları sebebiyle anlattıkları "gereksiz" bilgilerden elde ediliyor. Yani overlok makinası İdris Bey'in ayağına geliyor. Hatta tüm evren Hafiyenin bu cinayeti çözmesi için işbirliği yapıyor. 

Divina'nın Bileziği gizem unsurunu son safhaya kadar korumasını başaran, akıcı bir dile sahip, sürükleyici bir roman. Aynı zamanda, Hafiye Eşrefzade İdris Bey serisinin ikinci romanı. Kızıl Şebeke ismini taşıyan ilk roman, yine İnkılap Kitabevi tarafından 2019'da basılmış. Romanda ilk kitaba ufak tefek göndermeler yapılsa da hikayenin sürprizi hiçbir şekilde açık edilmediğinden bir sıralama yapmadan gönül rahatlığıyla ikinci kitabı okuyabilirsiniz. 

Künye
Ayfer Kafkas (2020)
İnkılap Kitabevi 
208 sayfa

25 Ağustos 2021

Sözde Kızlar


kadrajı yatay düzenlemem gerektiğini akıl edememişim

"Peyami Safa ile Bir Yaz" kapsamında ikinci romanı da bitirmiş bulunuyorum. Konusu kısaca şöyle: Mütareke yıllarında geçen hikayede kahramanımız Mebrure, Manisa'nın Yunanlar tarafından işgal edilmesinin ardından zor zamanlar geçirir. Babası işgal kuvvetlerince tutuklanmıştır ve akıbeti bilinmemektedir. Mebrure babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelir ve akrabalarının Şişli'deki evinde kalmaya başlar. Konağın hanımı Nazmiye, kızı Nevin ve oğlu Behiç'tir. Bir de Rum hizmetçileri bulunur. Konaktakilerin düzenli verdiği davetler ile ağırladığı küçük bir arkadaş grubu vardır. Roman, babasının akıbetini araştıran Mebrure'nin konak sakinleri ve arkadaş grubundakilerle kurduğu ilişkileri ele alır. 

Sözde Kızlar, akademik eleştirilerde sıkça dile getirildiği üzere mutlak iyi ve mutlak kötü karakterlerin olduğu bir anlatı yapısına sahiptir. Peyami Safa, içki, müzik/dans, cinsellik gibi "Batılı" zevklere sahip İstanbullu kızların karşısına Mebrure'yi yerleştirir. Mebrure, evdekilerin aksine karşı cinse duyduğu bedensel istekleri dizginlemesini bilen bir kadındır. Üstelik Anadolulu olması onu yazarın gözünde değerli kılan bir özelliktir. Ülke siyaseti ile ilgilenir ve Batılı becerilere (piyano çalmak) sahip olmasına rağmen Batılılaşmanın sınırını çizmesini bilir (içki içmemek, bekaretini korumak). Benzer şekilde romandaki erkek karakterler de mutlak iyi ve kötü olarak ikiye ayrılır. Evin genç erkeği Behiç bedensel zevklere olan düşkünlüğü ile Batılılaşmanın dozunu kaçırmış bir düşkündür, anlatıcı için adeta bir utanç kaynağıdır. Onun karşısında ise ülke dertleri ile dertlenen, "Sözde Kızları" asla tasvip etmeyen, göğsü Anadolu aşkı ile dolu faziletli iki genç erkek vardır: Nadir ve Fahri. İnşa ettiği bu zıtlıklarla yetinmeyen Peyami Safa, "Sözde Kızlar"a yaptıkları hatalar sebebiyle bedel ödetmekten geri kalmaz. Safa, romandaki en büyük cezayı anlatılan bir elim olayın kadın failine keserken, erkek faile ise daha insaflı davranır. 

Sözde Kızlar, erken Cumhuriyet döneminde özellikle kadın okurlara verilen öğütleri görmek, dönüşen toplumsal koşullar altında cinsiyet normlarının nasıl muhafaza edilmeye çalışıldığını anlamak açısından iyi bir örnek teşkil ediyor. Öte yandan bugün bulunduğumuz noktadan yıllar öncesine dönüp bakmamızı mümkün kılarak hem toplumsal yapının değişime karşı direncini hem de değişimin kaçınılmazlığını hatırlamamızı kolaylaştırıyor.

1 Ağustos 2021

Davranış ve Alışkanlıklarımızı Nasıl Değiştirebiliriz?


Algoritmamı bu aralar tepetaklak ettiğimden midir bilinmez, Youtube geçtiğimiz günlerde bana bir video önerdi. Başlığı "How to Motivate Yourself to Change Your Behavior? (Davranışlarınızı Değiştirmek için Kendinizi Nasıl Motive Edebilirsiniz?)" olan bir TedEx Cambridge konuşması. Konuşmacı, University College London'da Deneysel Psikoloji alanında çalışmalar yürüten nörobilim uzmanı Dr. Tali Sharot. Doktorasını NYU'dan aldıktan sonra çeşitli kurumlarda çalışmış. Şu sıralar UCL'de Affective Brain laboratuvarın müdürlüğünü yapıyor. Kısacası, özgeçmişi sağlam ve güvenilir. Gerçi bunu TedEx Cambridge davetinden anlamak gerekirdi belki ama sağlama yapmanın zararı olmaz.

Sharot konuşmasına çok temel bir soruyla başlıyor: sizce neden felaketler kapımızı çalana kadar aksiyon almıyoruz? Mesela kişiye "Sigara içmeye devam edersen kanser olacaksın" ya da "İklim değişikliği sebebiyle ileride temiz su sıkıntısı çekeceksin" gibi cümleler kurulması, neden bu kişiyi davranışını değiştirmesi için harekete geçirmiyor? Neden uyarılara karşı bu kadar direnç gösteriyoruz?

Bunu şekilde açıklıyor Sharot: Eğer bir hayvanı korkutursanız ne tepki verir? Ya yerinde donakalır ya da oradan kaçar. Benzer bir durum insanlar için de söz konusu. Bizi korkutan bir mesajla karşılaştığımızda, beynimiz bu mesajı "çarpıtma (distort)" eğilimi gösteriyor. Bir an için korkup kendimizi kötü hissetsek de sonrasında içimizden bir ses diyor ki: "Benim dedem de çok sigara içiyordu ve 91 yaşına kadar yaşadı. Demek ki bizim genlerimiz iyi. Bana da bir şey olmaz." İleride ölümcül bir hastalığa sahip olacağımız fikri o kadar tahammül edilemez ki, beynimiz rasyonalize etme eğilimine giriyor. "Ben o yaşa gelene kadar kanserin tedavisi kesin bulunmuş olur" gibi. Kısacası, duyduğumuz olumsuz mesajları elimizden geldiğince yok sayıyoruz. Ne zamana kadar? Yok saydığımız durum başımıza gelene kadar.

Sharot, olumlu mesajlarda bunun tam tersinin yaşandığını, olumlu mesaj veren kişiye inanma eğilimimizin olumsuz fikri getirene kıyasla daha yüksek olduğunu söylüyor. Diğer bir deyişle duymak istediğimiz, hoşumuza giden mesajlara inanma eğilimimiz daha yüksek. Hâl böyle olunca, önümüze "gerçek fotoğraf" diye sunulan korkutucu veriler bizi harekete geçirmiyor. Çünkü beynimiz, onları çarpıtmanın, inanmamanın bir yolunu buluyor.

O zaman kaçınılmaz soru: Eğer insanların - ki buna kendimiz de dahiliz - davranışını değiştirecek şekilde motive etmek istiyorsak, ne yapmamız gerekir? Çünkü belli ki korkutmak işleyen bir strateji değil. Korkutarak değişime sebep olamıyoruz. Beynimizin çalışma şekline göre bir davranış üretsek işe yarar mı?

Sharot, davranış değişikliğini motive etmekte işe yaraması muhtemel üç prensipten bahsediyor: özendirme, hemen ödüllendirme ve gelişimin altını çizme.

Başka insanların nasıl davrandığını önemsiyoruz, o yüzden kişinin yapmasını beklediğimiz davranışı başkalarının - belki çoğunluğun - yaptığını söyleyerek kişide bir özendirme yaratabiliriz. Davranışında değişiklik göstereni hemen ödüllendirme prensibi ödülün hemen verilmesi şartını içeriyor. Bu bir "aferin" sözü, maddi bir hediye ya da bir platformda taltif edilme şeklinde gerçekleşebilir. Yeter ki ödül gecikmesin çünkü kişinin yeni davranışı bir ödülle ilişkilendirildiğinde sürekli hale gelebiliyor ve alışkanlığa dönüşüyor. Üçüncü prensip ise bireyin davranışının geliştiğinin ya da bahsedilen davranışı gerçekleştirirse gelişeceğinin altını çizmeyi içeriyor.

Sonuç olarak korku, hareketsizlik getiriyor ama kişiyi bir şey elde edeceği yönünde heyecanlandırmak onu harekete geçiriyor.

Videonun tamamını izlemek isterseniz linke tıklayabilirsiniz.