7 Aralık 2009

Galatasaray Derken...

"Galatasaray benim", "Hayır, Galatasaray benim" diye kavga eden iki küçük erkek kardeş: babam ve amcam. Bu ezeli kavgaya bir son vermek için büyük oğluna "Gel sen benimle beraber Fenerbahçe'yi tut" diyen bir baba: dedem. Yıllarca beslenen bir sevdaydı bizim evde Galatasaray. Ben annemin sesinin "Seninle boşanma sebibimiz Galatasaray olacak" diye çınladığı zamanları hatırlarım. O kadar çok anı, hatıra var ki.. Ne yana baksam birkaçı yolumu kesip beni geçmişin sularına itekliyor. Ve ne zaman oturup Galatasaray maçı izlesem, bütün geçmiş tekmili birden peşime düşüyor. Maçı izlemek ve izlememek arasında sıkışıp kalıyorum. İzlememek bir ihanet, peki ya izlemek?

Galatasaray asla sadece Galatasaray değildi ki bizim için. Beraber izlenen maçlar, kapıyı kapatıp ağlamalar, antreman izlemeler, imzalı forma almalar, babamın yurtdışı maç biletlerinden oluşan koleksiyonu, benim içi gazeteden kesilmiş fotoğraflarla dolu defterim, numaralıda izlediğimiz maçlar, Hagi ve diğer futbolcularla çekilmiş fotoğraflar, stresten salon ve mutfak kapıları arasında geçirdiğim son dakikalar, babamın "pozisyon geçti gel" diye çınlayan sesi, gol olunca salona koşmalar, Erenköy'de oluşumuza aldırmadan balkona asılan bayrak, Ergun Gursoy'un telefonda babamı isteyen sesi, Galatasaray'a kızmak, bir hışım LigTv'yi kapatmak, dayanamayıp maçları radyodan dinlemeye başlamak, Mubo'yu arayıp "Anneanne bu aksam dua et, tamam mı" demeler, kongreden gelen babam, antremandan gelen babam, maçtan gelen babam, yeşil bir tabutun üzerinde sarı kırmızı bayrak, bir kabirin üzerinde açan sarı kırmızı güller.

Ömrüm Galatasaray ile başlar, Galatasaray ile biter.